İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik yeni idari bölgeler oluşturma planı, uzmanlara göre Filistin davasını ortadan kaldırmayı ve Filistinlileri kitlesel olarak yerinden etmeyi hedefliyor. İsrail hükümeti tarafından 'Yeşil Refah' adı verilen plan, Gazze'nin kuzeyini ve güneyini ayırmayı ve bölgeyi kontrol altına almayı öngörüyor. Bu kapsamda, Refah kenti yakınlarında tampon bölgeler oluşturulması ve yerleşimlerin parçalı yapısının korunması amaçlanıyor. Uzmanlar, bu planın Gazze'nin toprak bütünlüğünü bozarak iki devletli çözümü kalıcı olarak imkansız hale getirebileceği konusunda uyarıyor.
Planın Ayrıntıları ve Arka Planı
İsrail ordusu ve Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan 'Yeşil Rafah' planı, Gazze'nin kontrolünü ele geçirmek için çeşitli aşamalardan oluşuyor. İlk aşamada, Gazze'nin kuzeyindeki ve güneyindeki belirli bölgelerin tampon bölge ilan edilmesi ve bu bölgelere sivil giriş çıkışlarının kısıtlanması öngörülüyor. Bu kapsamda, Refah ve Han Yunus çevresinde yeni askeri bölgeler kurulacak. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, planı savunarak, 'Filistinlilerin güvenliğini sağlamak için bu düzenlemeler gerekli' dedi. Ancak uzmanlar, bu adımların Filistinlileri birbirinden izole edilmiş, küçük bölgelere hapsetmeyi hedeflediğini ve bu durumun 'Filistin devletinin tamamen yok edilmesi' anlamına geldiğini belirtiyor.
Eski İsrail Dışişleri Bakanı ve barış görüşmelerinde baş müzakereci olarak görev yapan Shlomo Ben-Ami, 'Bu plan, Netanyahu hükümetinin uzun süredir uyguladığı böl ve yönet stratejisinin bir parçası. Amaç, iki devletli çözümü masadan kaldırmak ve Filistinlileri topraklarından vazgeçmeye zorlamak' dedi. Ben-Ami, BM gözlemci raporlarına atıfta bulunarak, İsrail'in bu yıl içinde insani yardım koridorlarını bile kontrol ettiğini ve böylece Filistinli nüfusu üzerinde tam bir baskı kurduğunu ifade etti. İsrail'in bu planı, uluslararası toplumun büyük tepkisini çekerken, BM Genel Sekreteri António Guterres, İsrail'in Gazze'deki 'Orta Doğu'da kalıcı barışı engelleyen' adımlardan kaçınması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
'Yeşil Refah' planı, sadece Filistin topraklarını değil, tüm bölgeyi tehdit ediyor. Mısır, planın Sina Yarımadası'na doğru bir nüfus akışı yaratabileceği ve güvenlik endişelerini artırabileceği gerekçesiyle bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Ürdün ve Suudi Arabistan da iki devletli çözümü desteklediklerini yineleyerek, İsrail'in bu tür tek taraflı adımlarının bölgesel istikrarı bozacağını vurguladı. ABD ise yönetim değişikliğinin ardından İsrail'e desteğini sürdürmekle birlikte, planın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirten açıklamalar yaptı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü, 'Gazze'de kalıcı güvenliği sağlamak için Filistin halkının meşru taleplerini göz ardı edemeyiz' dedi.
Bu gelişmeler, uluslararası kamuoyunda Gazze'ye yönelik insani yardımların artırılması ve ateşkes çağrılarını da yeniden gündeme getirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail'in savaş suçları işlediğine dair soruşturması devam ederken, uzmanlar 'Yeşil Rafah' planının bu soruşturmaya yeni boyutlar ekleyebileceğini savunuyor. Planın uygulanması durumunda, Filistinli sivil toplum örgütlerinin ve BM ajanslarının Gazze'deki faaliyetlerinin de ciddi şekilde kısıtlanacağı öngörülüyor. Bölgedeki gerilim, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik uluslararası çabaları da olumsuz etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgesel politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, yakın zamanda Gazze'ye insani yardım girişimlerinde bulunmuş ve ateşkes için arabuluculuk çabalarını sürdürmüştü. İsrail'in 'Yeşil Refah' planı, Türkiye'nin 'İki devletli çözüm' ilkesini zedeliyor ve bölgede yeni bir göç dalgasına yol açabileceği için Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlık riskini artırıyor. Ankara, bu plana karşı uluslararası toplumu harekete geçirmek adına diplomatik girişimlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Mısır ile olan ilişkileri açısından, Gazze'deki gelişmelerin bölgesel dengeleri değiştirme potansiyeli bulunuyor. Bu nedenle Türk dış politikasının, Filistin meselesindeki tutarlılığını koruyarak bölgesel aktörlerle işbirliği arayışına girmesi beklenir.