İsrail Meclisi’nin (Knesset) 2025 yılı başında kabul ettiği ‘teröristlere idam cezası’ yasası, uluslararası hukuk ve insan hakları örgütleri tarafından “ırkçı” ve “ayrımcı” olarak nitelendiriliyor. Filistinli kaynaklara göre yasa, yalnızca Filistinlilere uygulanacak şekilde tasarlanmış durumda. Yasaya göre, “terör” eylemlerinde bulunan kişilere idam cezası verilebilecek; ancak tanımın kapsamı, İsrail güvenlik güçlerine saldıran Filistinlileri hedef alırken, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddetini kapsam dışı bırakıyor. Uzmanlar, yasanın aslında “sadece Filistinliler için idam” anlamına geldiğini ve bunun bir apartheid uygulaması olduğunu vurguluyor.
Arka Plan: Yasa Ne Getiriyor?
İsrail’de 1954’ten beri idam cezası yalnızca soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları için geçerliydi ve yalnızca bir kez uygulanmıştı (1962’de Adolf Eichmann). Yeni yasa, “terör” suçlarını da kapsayacak şekilde genişletiyor ve idam kararını askeri mahkemelerin de alabilmesine olanak tanıyor. Yasa, özellikle Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçlerine saldıran Filistinlileri hedef alıyor. İsrail İnsan Hakları Örgütü B’Tselem’e göre, 2023-2025 arasında Filistinlilere yönelik artan şiddet, yasanın çıkarılmasında etkili oldu. Örgüt, yasanın İsrail’in zaten aşırı şiddet kullandığı işgal altındaki topraklarda keyfi infazlara yol açacağı uyarısında bulunuyor.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, yasanın “teröre karşı sıfır tolerans” mesajı verdiğini savunuyor. Ancak Arap milletvekilleri ve insan hakları avukatları, yasanın yalnızca Filistinlilere uygulanacağını, çünkü “terör” tanımının Filistinli direniş eylemlerini kapsadığını, Yahudi aşırılıkçıların eylemlerini ise dışladığını belirtiyor. Örneğin, 2024’te Huwara’da iki Filistinlinin ölümüne neden olan Yahudi yerleşimci pogromu, yasa kapsamında değerlendirilmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yasa, uluslararası toplumda büyük tepki çekti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, yasanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve işgal altındaki topraklarda geçerli IV. Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini duyurdu. Avrupa Birliği, “yargısız infazlara kapı araladığı” gerekçesiyle yasayı kınadı. ABD yönetimi ise, İsrail’in güvenlik ihtiyacını anlamakla birlikte, yasanın çatışmayı körükleyeceğini belirterek endişe duyduğunu ifade etti.
Filistin Yönetimi, konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşıyacağını açıkladı. Hamas lideri İsmail Haniye, yasanın “Filistin halkına karşı soykırımın bir parçası” olduğunu söyledi. Ancak gerçek şu ki, yasa yalnızca Filistinlileri değil, aynı zamanda İsrail’in Arap vatandaşlarını da hedef alabilecek: İsrail’deki Arap vatandaşları, “terör” suçlamasıyla yargılanırsa idam cezasına çarptırılabilecek. Bu da İsrail’deki Yahudi-Arap ayrımcılığını derinleştirme riski taşıyor.
Uzmanlar, yasanın asıl amacının Filistin siyasi tutsaklarını hedef almak olduğunu belirtiyor. İsrail hapishanelerinde halen 7.000’den fazla Filistinli tutuklu bulunuyor, bunların 1.500’ü idari gözaltında. Yeni yasa, bu kişilerin yargılanmasını hızlandırarak infaz kararları alınmasına olanak sağlayacak.
Bölgesel düzeyde yasa, İsrail-Filistin çatışmasını daha da tırmandıracak gibi görünüyor. Filistinli gruplar, yasayı “savaş ilanı” olarak nitelendirirken, Batı Şeria ve Gazze’de protestolar başladı. Mısır ve Ürdün, yasanın iki devletli çözümü imkansız hale getireceği uyarısında bulundu. Suudi Arabistan, yasanın “kabul edilemez” olduğunu belirterek İsrail’i kınadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail’in bu yasası, Türkiye’nin Filistin politikası açısından kritik bir gelişmedir. Türkiye, Filistin davasını her platformda savunmakta ve İsrail’in apartheid politikalarını kınamaktadır. Yasa, Türkiye’nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik insani yardımları ve diplomatik destek çabalarını daha da önemli hale getirmektedir. Ayrıca, uluslararası hukukun ihlali anlamına gelen bu adım, Türkiye’nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda İsrail’e karşı daha güçlü bir tutum almasına neden olabilir. Bölgesel istikrar açısından, yasa Filistin direnişini radikalleştirme riski taşıdığından, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü de zorlaştırabilir. Ankara, yasayı kınamakla birlikte, uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek için diplomatik girişimlerini artırabilir.