Uluslararası bir insan hakları örgütü, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan El-Halil kentinde imar planlaması yetkilerini tek taraflı olarak devralmasına sert tepki gösterdi. Sivil toplum kuruluşu tarafından yayımlanan raporda, bu hamlenin Filistin halkının kendi topraklarında söz sahibi olma hakkını ihlal ettiği ve işgalin derinleşmesine yol açtığı belirtildi. İsrail makamları, söz konusu yetki devrini güvenlik gerekçeleriyle savunurken, hak grupları bunun uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
El-Halil, Batı Şeria'nın en büyük şehirlerinden biri olup, hem Filistinliler hem de Yahudi yerleşimciler için dini ve tarihi öneme sahiptir. Şehir, İbrahim Camii / Mağara Meşhedi gibi kutsal mekânlara ev sahipliği yapmaktadır. İsrail-Filistin çatışmasının en sıcak noktalarından biri olan kentte, yaklaşık 200 bin Filistinli ve birkaç yüz Yahudi yerleşimci yaşamaktadır. İsrail ordusu, şehrin %20'sini oluşturan H2 bölgesinde tam kontrol sahibidir; bu bölge, Yahudi yerleşimlerini ve dini siteleri kapsamaktadır.
İsrail'in son hamlesi, Filistin Yönetimi'nin şehirdeki imar ve planlama yetkilerini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Daha önce Filistin Yönetimi'ne ait olan inşaat izni verme, arazi kullanımı ve kentsel düzenleme gibi yetkiler, İsrail Sivil Yönetimi'ne devredilmiştir. Bu durum, Filistinlilerin kendi şehirlerini yönetme kapasitesini ciddi şekilde kısıtlarken, yerleşimci faaliyetlerinin önünü açmaktadır.
İnsan hakları örgütü raporunda, İsrail'in bu adımının Oslo Anlaşmaları'nı ihlal ettiğini ve iki devletli çözüm umutlarını zedelediğini belirtti. Raporda ayrıca, Filistinlilerin ev inşa etme veya mevcut yapıları onarma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasının engellendiği, bunun da insani bir krize yol açtığı ifade edildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
El-Halil'deki bu gelişme, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İsrail'in tek taraflı adımlarını kınarken, uluslararası hukuka uyulması çağrısında bulundu. ABD yönetimi ise konuya ilişkin doğrudan bir kınama yapmaktan kaçınarak, İsrail-Filistin sorununda arabuluculuk rolünü sürdürme çabasında olduğu sinyalini verdi.
Bölgesel düzeyde, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, bu hamleyi 'sömürgeci bir gasp' olarak nitelendirdi ve uluslararası kurumlara başvurma tehdidinde bulundu. Hamas ise silahlı direniş çağrısını yineledi. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı da İsrail'i kınayan ortak açıklamalar yayımladı. İsrail'in bu adımı, bölgedeki mevcut gerilimi daha da artırma potansiyeli taşıyor; özellikle Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleriyle ilgili uluslararası endişeleri derinleştiriyor.
Hukuki açıdan, Uluslararası Adalet Divanı'nın 2004'teki danışma görüşü ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetlerini yasadışı ilan etmiştir. İsrail'in El-Halil'deki planlama yetkisini devralması, bu kararları zımnen ihlal ederken, uluslararası hukuka bağlılık konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve Kudüs'ün statüsüne hassasiyet gösteren bir ülke olarak, El-Halil'deki bu gelişmeyi yakından takip etmektedir. Ankara, İsrail'in tek taraflı adımlarını uluslararası hukuka aykırı bulmakta ve Filistin Yönetimi ile dayanışma içinde olduğunu ifade etmektedir. Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimleri ve insani yardımları göz önüne alındığında, bu tür gelişmeler Türk dış politikasının Filistin odaklı söylemini güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail-Filistin çatışmasında tırmanma riski, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve bölgesel istikrar açısından Türkiye'nin çıkarlarını dolaylı olarak etkileme potansiyeli taşımaktadır.