İsrail, geçtiğimiz yıl boyunca İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonları ve istihbarat savaşını başarıyla sonuçlandırmış olsa da, üst düzey yetkililer şimdiden yeni bir düşmanın sinyallerini vermeye başladı. İran’ın nükleer programının geriletilmesi, bölgedeki vekil güçlerin teker teker etkisiz hale getirilmesi ve Tahran yönetiminin askeri kapasitesinin sınırlandırılması, Tel Aviv’de zafer kazanılmış bir savaşın ardından gelen stratejik bir boşluk yarattı. İşte bu boşluk, İsrail’in “bir sonraki düşmanı” arayışını hızlandırdı.
İran sonrası stratejik yeniden yapılanma
İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatları, İran’ın nükleer tesislerine yönelik sürpriz saldırılar ve siber operasyonlar sonrasında bölgede konvansiyonel bir tehdidin büyük ölçüde ortadan kalktığını değerlendiriyor. Ancak bu durum, İsrail’in ulusal güvenlik paradigmasını dönüştürmüş durumda. Ülke, tarih boyunca varoluşsal tehditlerle yaşamaya alışkın bir siyasi kültüre sahip. İran tehdidinin azalmasıyla birlikte, birçok analiste göre İsrail yönetimi, yeni bir “düşman profili” oluşturma ihtiyacı hissediyor.
Bu bağlamda İsrail ordusunun, Suriye’deki İran yanlısı milisler ve Lübnan’daki Hizbullah’ın kalan hücrelerine yönelik operasyonları devam ederken, bir yandan da Mısır sınırındaki güvenlik önlemleri artırılıyor. Ayrıca İsrail’in, daha önce İran’a yakınlığıyla bilinen bazı Yemenli unsurlara karşı istihbarat topladığı da iddia ediliyor. Tel Aviv yönetimi, bölgedeki her türlü İran bağlantılı yapılanmayı “bir sonraki hedef” olarak işaretlemeye hazırlanıyor.
Bölgesel dengelere yansımaları
İsrail’in bu sürekli düşman arayışı, Ortadoğu’daki diğer aktörler için de önemli sonuçlar doğuruyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran tehdidinin azalmasıyla birlikte bölgede daha bağımsız politikalar izlemeye başlasa da, İsrail’in saldırgan tutumu yeni ittifak arayışlarını tetikleyebilir. Özellikle İsrail’in İran sonrası dönemde bir “düzen kurucu” rolü üstlenmeye çalışması, bazı Arap devletlerini rahatsız ediyor.
Öte yandan Rusya ve Çin de, İsrail’in bu politika değişikliğini yakından takip ediyor. Moskova, Suriye’deki askeri varlığıyla İsrail’in operasyon alanını sınırlarken, Pekin ise enerji ve ticaret bağlantıları üzerinden bölgeye nüfuz etmeye çalışıyor. İsrail’in yeni bir düşman arayışı, bu büyük güçlerin çıkarlarıyla doğrudan çatışma riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail’in sürekli bir tehdit arayışı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Suriye politikalarını doğrudan etkileyebilir. İsrail’in İran sonrası hedef olarak belirleyebileceği unsurlar arasında, Türkiye’nin yakın iş birliği içinde olduğu aktörler de yer alabilir. Özellikle Katar ve bazı İslamcı gruplara yönelik baskılar, Ankara’nın bölgesel nüfuzunu tehdit edebilir. Ayrıca İsrail’in Doğu Akdeniz’deki enerji rezervlerini kontrol etme çabaları, Türkiye’nin kıta sahanlığı iddialarıyla çelişmektedir. Ankara, Tel Aviv’in bu yayılmacı eğilimlerine karşılık, diplomatik ve askeri caydırıcılık seçeneklerini güçlendirmek zorunda kalabilir.