İsrail, çevre teknolojileri ve yenilenebilir enerji alanındaki iddialı projeleriyle dünyaya "yeşil" bir imaj sunarken, işgal altındaki Filistin topraklarında çevreye verdiği zararı ve insan hakları ihlallerini gizlemek için bu imajı bir kalkan olarak kullanıyor. Middle East Eye'da yayımlanan bir analize göre, İsrail'in çevre diplomasisi, Gazze'deki yıkımı ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini meşrulaştırmanın bir aracı haline geldi.
Yeşil Aklamanın Perde Arkası
İsrail, son yıllarda su arıtma, güneş enerjisi ve akıllı tarım teknolojileri gibi alanlarda küresel bir lider olarak pazarlanıyor. Ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında karbon emisyonlarını azaltma taahhütleri veriyor ve uluslararası iklim konferanslarında aktif rol alıyor. Ancak bu olumlu tablo, işgal altındaki Filistin topraklarındaki gerçekleri gölgeliyor.
Filistinliler, İsrail'in çevre politikalarının ayrımcı bir şekilde uygulandığını belirtiyor. Batı Şeria'daki yerleşim birimleri, Filistin köylerine ait tarım arazilerini ve su kaynaklarını gasp ederken, atık su arıtma tesisleri sadece Yahudi yerleşimcilere hizmet ediyor. Gazze Şeridi'nde ise İsrail'in uyguladığı abluka nedeniyle altyapı çöküyor, kanalizasyon denize karışıyor ve içme suyu krizi her geçen gün derinleşiyor. 2021'deki çatışmalarda Gazze'deki su altyapısı büyük zarar gördü ve bölge hâlâ yeniden inşa edilemedi.
İsrail, askeri operasyonlarında da çevreye ağır zarar veriyor. Beyaz fosfor gibi yasaklı silahların kullanımı, geniş tarım alanlarının yok olmasına ve uzun süreli çevre kirliliğine yol açıyor. İnsan hakları örgütleri, bu tür eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve çevresel adaletsizlik yarattığını vurguluyor.
İklim Diplomasisi ve Gerçekler Arasındaki Uçurum
İsrail, uluslararası platformlarda iklim değişikliğiyle mücadelede öncü rol oynamak istediğini sıkça dile getiriyor. 2022'de Şarm El-Şeyh'te düzenlenen COP27'de İsrail heyeti, yenilikçi çevre teknolojilerini tanıttı. Ancak aynı dönemde Filistinli gruplar, İsrail'in Gazze'deki su kıtlığını ve hava kirliliğini körüklediğini raporladı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'deki su kaynaklarının %95'i içilemez durumda ve bu durum halk sağlığını tehdit ediyor.
İsrail yönetimi, çevre projelerini bir "dikkat dağıtma silahı" olarak kullanmakla suçlanıyor. Akademisyenler ve aktivistler, "yeşil aklama" (greenwashing) olarak bilinen bu stratejinin, uluslararası toplumun Filistin'deki insan hakları ihlallerine odaklanmasını engellediğini belirtiyor. Örneğin, İsrail'in Ürdün Nehri'ni temizleme projeleri, aslında Filistinlilerin suya erişimini kısıtlayan politikaları gizlemek için kullanılıyor.
Bu durum, sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bir insan hakları krizi. Filistinliler, işgal altında yaşarken çevresel adaletsizliğin doğrudan hedefi haline geliyor. Uluslararası Af Örgütü, İsrail'in su kaynaklarını Filistinlilere karşı bir silah olarak kullandığını raporladı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail'in yeşil aklama stratejisi, sadece Filistin'i değil, tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. İklim değişikliği, bölgede sıcaklık artışı ve su kıtlığı gibi sorunları derinleştirirken, İsrail'in politikaları bu krizleri daha da kötüleştiriyor. Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi komşu ülkeler, İsrail'in su kaynaklarını kontrol etmesinden olumsuz etkileniyor.
Küresel düzeyde ise, İsrail'in çevre teknolojileri ihracatı, birçok ülke tarafından takdir ediliyor. Ancak bu teknolojilerin işgal altındaki topraklarda nasıl kullanıldığı sorgulanmıyor. Avrupa Birliği ve ABD, İsrail ile çevre işbirliklerini sürdürürken, Filistinli gruplar bu işbirliklerinin insan hakları ihlallerine ortak olmak anlamına geldiğini savunuyor.
Bu durum, uluslararası iklim adaleti hareketi için de bir sınav niteliğinde. İklim aktivistleri, "iklim adaleti" kavramının Filistin'i kapsaması gerektiğini vurguluyor. Zira çevresel yıkım, en çok savunmasız toplulukları vuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve bölgesel çevre politikaları açısından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrail'in yeşil aklama stratejisi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve su kaynakları politikalarını da etkiliyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki çevre tahribatını uluslararası platformlarda sıkça gündeme getiriyor. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme sürecinde çevre işbirliği potansiyeli tartışılırken, Filistinli gruplar Türkiye'den bu tür projelerde insan hakları kriterlerini ön planda tutmasını talep ediyor. Türkiye'nin iklim diplomasisinde Filistin meselesini öne çıkarması, bölgesel liderlik iddiasını güçlendirebilir.