İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Kusra köyünde yaşayan Filistinliler, Cumartesi günü onlarca maskeli İsrailli yerleşimcinin evlerine ve mülklerine saldırdığını bildirdi. Görgü tanıklarının ifadesine göre, yerleşimci gruplar köye girerek çok sayıda eve zarar verdi ve araçları ateşe verdi. Bu saldırı, ay başında bölgedeki yerleşimcilerin uyguladığı kuşatmanın uluslararası tepki çekmesinin ardından gelen en büyük saldırı olarak kaydedildi.
Gelişmenin Arka Planı: Kusra'da Artan Gerilim
Kusra, Nablus'un güneydoğusunda yer alan ve yaklaşık 2.000 Filistinlinin yaşadığı küçük bir köy. Köy, çevresindeki birçok İsrail yerleşim birimiyle çevrili durumda. Özellikle son aylarda yerleşimciler ile köylüler arasında sık sık gerginlik yaşanıyor. Ağustos ayı başlarında, bir grup silahlı yerleşimci köyü kuşatmış, evlere ve tarım arazilerine saldırmıştı. Bu olay, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin kınamasına yol açmıştı. Yerleşimcilerin bu yeni saldırısı, ateşkes çağrılarına rağmen bölgedeki şiddetin devam ettiğini gösteriyor.
Görgü tanıkları, saldırganların yüzlerini maske ve kar maskeleriyle gizlediğini, taş ve sopalarla evlere zarar verdiklerini, bazı evlerin kapı ve pencerelerini kırdıklarını aktardı. Köy sakinleri, saldırı sırasında ailelerin evlerinde mahsur kaldığını, çocukların korku içinde saklandığını ifade etti. Filistinli yetkililer, saldırıda yaralananlar olduğunu, ancak kesin sayının henüz belirlenemediğini açıkladı. İsrail ordusu olayla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Bu tür saldırılar, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da yerleşimci şiddetinin artan bir boyutu olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarında belirgin bir artış yaşandı. Bu saldırıların çoğu, Filistin topluluklarının yerinden edilmesi ve tarım arazilerine erişimin engellenmesi amacını taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kusra'daki bu son olay, sadece yerel bir çatışma değil; aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkileyen bir gelişme. İsrail-Filistin ihtilafında kalıcı bir çözümün olmaması, Ortadoğu'da istikrarsızlığı körüklemeye devam ediyor. ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, yerleşimci şiddetini defalarca kınadı, ancak bu kınamalar somut bir yaptırıma dönüşmedi. İsrail hükümeti, yerleşimci gruplara karşı etkili bir önlem almakta gönülsüz davranıyor; bazı bakanlar ise bu yerleşimcileri açıkça destekliyor.
Son haftalarda, uluslararası toplumun dikkati İsrail'in Gazze'deki saldırılarına odaklanmış durumda. Ancak Batı Şeria'daki yerleşimci saldırıları ve toprak ilhakı, Filistin devletinin kurulmasının önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Uzmanlar, yerleşimci şiddetinin Filistinlilerin yaşam alanlarını daralttığını ve iki devletli çözümü her geçen gün daha da imkânsız hale getirdiğini vurguluyor. Bu durum, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleme riski taşıyor ve İsrail'in uluslararası alandaki itibarını daha da zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, yerleşimci şiddetini ve işgal politikalarını kınayarak Filistin halkının yanında yer alacaktır. Bu tür olaylar, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinde hassas bir denge kurmasını gerektiriyor; ancak Ankara'nın bölgesel aktör olarak Filistin meselesindeki söylemi, Arap kamuoyunda ve İslam dünyasında etkisini sürdürmesine katkı sağlıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerde ve diğer uluslararası platformlarda Filistin'in korunması için daha güçlü adımlar atılmasını savunabilir. Bu saldırı, Türk dış politikasında Filistin dosyasının önemini koruduğunu gösteriyor.