Lübnan'ın güney sahilindeki antik Tir (Sur) kenti, İsrail'in geniş çaplı tahliye emirleri ve hava saldırıları altında zor günler geçiriyor. Bir zamanlar Büyük İskender'in yedi ay süren kuşatmasına tanıklık eden bu tarihi kent, şimdi de modern savaşın yıkımıyla karşı karşıya. İsrail ordusu, Hizbullah'ın bölgedeki varlığını gerekçe göstererek kentin büyük bir bölümünü boşaltılması gereken askeri bölge ilan etti. Ancak on binlerce sivil, evlerini terk etmeyi reddediyor ya da gidecek hiçbir yeri olmadığı için kalmak zorunda kalıyor. Elektrik, su ve gıda stokları hızla tükenirken, hastaneler yaralılarla dolup taşıyor. Birleşmiş Milletler, sivil kayıpların endişe verici boyutlara ulaştığını duyurdu. Bu antik kent, Fenike uygarlığının beşiği ve bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Roma kalıntılarıyla ünlüdür.
Gelişmenin Arka Planı: Tarihi Kentin Kuşatma Altındaki Günleri
Lübnan'ın güneyinde, Akdeniz kıyısında yer alan Tir, dünyanın en eski sürekli yerleşim gören şehirlerinden biridir. MÖ 3. binyıla uzanan tarihi boyunca Perslerden Romalılara, Bizanslılardan Haçlılara kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Ancak bugün İsrail'in 7 Ekim sonrası başlattığı hava ve kara operasyonları altında kentin tarihi dokusu da siviller de büyük tehlike altında. İsrail ordusu, Hizbullah'ın roket rampalarını ve komuta merkezlerini kentsel alanlara yerleştirdiği iddiasıyla geniş çaplı tahliye çağrıları yapıyor. Ancak BM verilerine göre, bölgedeki 120 bin nüfusun en az 60 bini hâlâ kentte mahsur durumda. Tahliye yollarının güvenli olmaması, maddi imkânsızlıklar ve kuzeye giden yolların da bombardıman altında bulunması, sivilleri çaresiz bırakıyor. Kentteki fırınlar, su depoları ve ekmek kuyrukları günlük yaşamın en temel mücadelesi hâline gelmiş durumda.
Yerel yetkililere göre, son iki haftada en az 45 sivil hayatını kaybetti, 200'den fazla kişi yaralandı. Kentin tarihi liman bölgesi ve Murex kıyıları defalarca vuruldu. Okullar ve camiler sığınak olarak kullanılırken, Kızılhaç ekipleri yeterli tıbbi malzeme olmadan müdahale yapmaya çalışıyor. Bir sivil, “Tek istediğimiz çocuklarımızın bir gün daha yaşaması” diyerek durumu özetliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çatışmanın Jeopolitik Yansımaları
Tir'de yaşananlar, sadece Lübnan'ın değil, tüm Ortadoğu'nun kaderini etkileyecek bir krizin parçası. İsrail-Hizbullah çatışması, 2006 savaşından bu yana en şiddetli seviyeye ulaşmış durumda. İsrail, kuzey sınırındaki güvenliği sağlamak için Hizbullah'ı Litani Nehri'nin kuzeyine itmeyi hedeflerken, Hizbullah ise Gazze'ye destek amacıyla roket saldırılarını sürdürüyor. Tir gibi antik kentlerin savaş alanına dönüşmesi, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekiyor. UNESCO, kültürel mirasın korunması çağrısı yaparken, ABD ve Avrupa Birliği tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Ancak sahadaki gerçeklik, sivillerin bu çatışmanın en büyük bedeli ödediğini gösteriyor. Mülteci akını, güney Lübnan'dan başkent Beyrut'a ve hatta Suriye sınırına doğru kayarken, bölgesel istikrarsızlık derinleşiyor.
Bu durum, aynı zamanda İsrail'in uluslararası hukuk ihlalleriyle ilgili soru işaretlerini de artırıyor. BM İnsan Hakları Ofisi, “orantısız güç kullanımı” uyarısında bulunurken, savaşın siyasi bir çözüm olmadan daha da büyüyeceği endişesi hakim.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tir'deki insani kriz, Türkiye'nin yakın çevresindeki istikrarsızlığın bir başka boyutunu gösteriyor. Türkiye, Lübnan'daki mülteci akınının yönünü ve boyutunu yakından izlemek zorunda. Zira daha önce Suriye'den gelen mülteci dalgasıyla deneyim kazanan Türkiye, olası bir Lübnanlı mülteci akışına karşı hazırlıklı olmalı. Ayrıca, İsrail-Hizbullah çatışmasının tırmanması, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliğini de tehdit ediyor. Türkiye, bölgede diplomatik arabuluculuk yapma potansiyeline sahip olmakla birlikte, kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket etmeli ve sivil kayıpların önlenmesi için insani yardımlarını artırmalıdır. Kriz, Türk dış politikasında Lübnan'ın istikrarının korunmasının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.