İsrail'de yaklaşan genel seçimler öncesinde, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yeniden seçilebilmek için yapay bir güvenlik krizi veya sınırlı bir askeri çatışma başlatabileceği yönünde endişeler artıyor. Bazı İsrailli seçmenler ve analistler, Netanyahu'nun iktidarını korumak adına komşu ülkelerle tansiyonu yükseltebileceğini dile getiriyor. Bu spekülasyonlar, ülkenin siyasi tarihinde daha önce yaşanan benzer durumlarla da besleniyor.
Seçim Öncesi Güvenlik Kaygıları ve Netanyahu'nun Siyasi Geçmişi
İsrail, 1 Kasım 2022'de yapılacak erken genel seçimlere hazırlanırken, siyasi atmosfer oldukça gergin. Başbakan Binyamin Netanyahu, yıllardır iktidarda ve bu seçim onun siyasi kariyeri için kritik önem taşıyor. Ancak hakkında devam eden yolsuzluk davaları ve artan siyasi istikrarsızlık, Netanyahu'nun konumunu zayıflatmış durumda. Son kamuoyu araştırmaları, Netanyahu'nun sağ blokunun mecliste çoğunluğu sağlayamayabileceğini gösteriyor.
Netanyahu'nun geçmişte güvenlik krizlerini siyasi avantaja dönüştürdüğü biliniyor. Örneğin, 2012 ve 2014 yıllarında Gazze'ye yönelik askeri operasyonlar (Pillar of Defense ve Protective Edge) seçim dönemlerine denk gelmiş ve Netanyahu'nun "Bay Güvenlik" imajını güçlendirmişti. Benzer şekilde, 2021 Mayıs'ında Hamas ile yaşanan 11 günlük çatışma, Netanyahu'nun iktidardan uzaklaştırılmasını geciktiren bir faktör olmuştu. Bu durum, İsraillilerin bir kısmında, Netanyahu'nun yine benzer bir taktik izleyebileceği şüphesini doğuruyor.
İsrailli siyasi analistler, Netanyahu'nun seçim öncesi dönemde Lübnan Hizbullah'ı, İran veya Hamas gibi aktörlerle tansiyonu yükseltebileceğini belirtiyor. Özellikle Batı Şeria'daki artan çatışmalar ve Kudüs'teki provokatif eylemler, bir krizin fitilini ateşleyebilir. Netanyahu hükümeti, bu tür iddiaları reddediyor ve güvenlik politikalarının tamamen ülke çıkarları doğrultusunda şekillendiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Olası bir İsrail askeri operasyonu, sadece İsrail iç siyasetini değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyebilir. İran ile nükleer anlaşma müzakereleri çıkmaza girmiş durumda; İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik askeri bir müdahaleyi sık sık gündeme getiriyor. Böyle bir adım, bölgesel bir savaşa yol açabilir ve küresel enerji piyasalarını alt üst edebilir.
ABD yönetimi, İsrail'in seçim öncesi olası bir operasyonundan endişe duyuyor. Beyaz Saray, İsrail'e itidal çağrısı yaparken, aynı zamanda İran ile olası bir çatışmanın önlenmesi için çaba harcıyor. Avrupa Birliği de benzer şekilde, Doğu Akdeniz'de istikrarın korunması gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, Netanyahu'nun siyasi rakipleri, bu tür spekülasyonları "sorumluluktan kaçmak" olarak nitelendiriyor. Ana muhalefet lideri Yair Lapid, "Netanyahu, kendi koltuğunu korumak için ülkeyi ateşe atmayı düşünüyorsa, bu vatana ihanettir" şeklinde konuştu. Ancak Netanyahu yanlıları, bu iddiaların gerçek dışı olduğunu ve İsrail'in güvenliğinin her şeyden önce geldiğini savunuyor.
İsrail kamuoyu, ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim, Netanyahu'nun deneyimli bir lider olduğunu ve güvenlik konusunda taviz vermeyeceğini düşünürken, diğer kesim onun artık ülkeyi otoriter bir yöne sürüklediğine inanıyor. Seçim sonuçları, sadece İsrail'in geleceğini değil, Orta Doğu'daki güç dengelerini de belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki siyasi belirsizlik ve olası bir dış çatışma, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'de enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda İsrail ile rekabet halinde. Olası bir İsrail askeri operasyonu, bölgede istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştirebilir. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkileri son yıllarda normalleşme sürecinde; ancak yeni bir çatışma bu süreci sekteye uğratabilir. Türkiye, Filistin meselesinde hassas bir denge gözetiyor ve İsrail'in seçim uğruna tansiyonu yükseltmesi, Ankara'nın bölgesel barış çabalarını zora sokabilir. Ekonomik açıdan ise, Doğu Akdeniz'deki istikrarsızlık enerji projelerini ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir.