İsrail'de seçim kampanyasının sona erdiği günlerde, Batı Şeria'yı kapatan ve Gazze'ye yönelik ablukayı sıkılaştıran İsrail yönetimi, Hebron'un bazı bölgelerini boşalttı. Filistinliler için haftalık yaşam koşullarını daha da zorlaştıran bu adımlar, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, bölgede tansiyonun yükselmesine neden oluyor. İsrail ordusunun aldığı önlemler, seçim öncesi güvenlik endişelerini bahane ederek Filistinlilerin günlük yaşamını felç etti.
Batı Şeria'da Kapanma ve Hebron'da Tahliye
İsrail savunma bakanlığının talimatıyla Batı Şeria'nın tüm giriş çıkışları kapatıldı. Bu kapatma, binlerce Filistinli işçinin İsrail'e geçişini engelleyerek ailelerin geçim kaynaklarını vurdu. Ayrıca Hebron kentinde, Filistinlilerin yoğun olarak yaşadığı El-Halil bölgesinde bazı sokaklar ve evler boşaltıldı. Görgü tanıkları, İsrail güçlerinin bölgeye girdiğini ve sakinleri tahliye ettiğini belirtiyor. Bu tahliyeler, 1997'de imzalanan Hebron Protokolü'ne aykırı olduğu gerekçesiyle Filistin yönetimi tarafından kınandı.
Gazze Şeridi'ne yönelik abluka ise daha da sıkılaştırıldı. İsrail, Gazze'ye giden malzemelerin çoğunu engelleyerek, balıkçılık faaliyetlerini kısıtladı ve denizden denetimleri artırdı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze'de yaşayan 2 milyon insanın %80'i insani yardıma muhtaç durumda. Son sıkılaştırma, temel gıda ve ilaç sıkıntısını derinleştirecek.
Seçim Gündemi ve Filistin Politikaları
İsrail'de 2 Kasım'da yapılacak seçimler öncesi, ana akım partilerin çoğu Filistin konusunda sert tutum sergiliyor. Başbakan Yair Lapid liderliğindeki koalisyon, güvenlik konusunda taviz vermeyeceğini vurgularken, muhalefet lideri Benjamin Netanyahu daha da sert bir çizgi izliyor. Seçim kampanyası boyunca Filistinlilere yönelik operasyonlar, kamuoyu önünde güç gösterisi olarak sunuldu. Uzmanlar, bu tür adımların seçim sonrası da devam edebileceği uyarısında bulunuyor.
Filistin yönetimi, uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in eylemlerinin savaş suçu teşkil ettiğini belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuru yapılacağını duyurdu. Ancak ABD ve Avrupa ülkelerinden gelen açıklamalar, genellikle 'itidal' çağrısının ötesine geçmiyor.
Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Dengeler
Birleşmiş Milletler Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, yaptığı açıklamada, 'İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'ye yönelik kolektif cezalandırma politikaları uluslararası hukuka aykırıdır' dedi. Avrupa Birliği de endişelerini dile getirerek, iki devletli çözümün zarar gördüğünü belirtti. Ancak somut bir yaptırım veya eylem planı açıklanmadı.
Bölgesel aktörlerden Türkiye, İran ve Katar, İsrail'in uygulamalarını kınadı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 'Filistin halkının yalnız olmadığını' vurguladı. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise, 'Siyonist rejimin seçim kazanmak için Filistinlileri hedef alması kabul edilemez' ifadelerini kullandı.
Mısır ve Ürdün gibi İsrail ile diplomatik ilişkileri olan ülkeler ise daha temkinli bir dil kullanıyor. Mısır, Gazze sınırındaki Refah Kapısı'nın açık tutulması için çaba sarf ederken, Ürdün Batı Şeria'daki gelişmeleri yakından takip ettiğini açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in seçim öncesi Batı Şeria ve Gazze'ye yönelik sıkılaştırılmış uygulamaları, Türkiye'nin Filistin politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, uzun süredir Filistin davasını destekleyen bir dış politika izliyor ve bu tür gelişmeler, Ankara'nın uluslararası platformlarda sesini yükseltmesine zemin hazırlıyor. Ayrıca, ABD ve AB'nin etkisiz kaldığı bir ortamda Türkiye, bölgesel bir aktör olarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak, İsrail ile ilişkilerin normalleşme sürecinde olması, Türkiye'nin tepkisinin sınırlı kalmasına yol açabilir. Enerji ve ticaret bağları, Ankara'nın adımlarını şekillendirecektir. Türkiye, Filistinlilerin haklarını savunurken, aynı zamanda İsrail ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışacaktır.