İsrail'de siyasi değişimin toplumun iç dinamiklerinden kaynaklanamayacağı, ancak dış müdahalelerle mümkün olabileceği yönündeki değerlendirme, ülkedeki seçim süreçlerinin yapısal sınırlarını gözler önüne seriyor. Son yıllarda art arda yapılan seçimler, İsrail siyasetindeki derin kutuplaşmayı ve statükonun korunmasını sağlarken, Filistin meselesi ve işgal politikaları gibi temel konularda bir değişim yaşanmadı. Uzmanlar, İsrail toplumunun kendi içinden gelecek bir siyasi dönüşümün mevcut yapısal engeller nedeniyle son derece zor olduğunu belirtiyor.
Seçimlerin Yapısal Sınırları ve Statüko
İsrail'de 2019'dan bu yana beş kez genel seçim yapıldı. Bu seçimlerin her birinde, Benyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi ile muhalefet partileri arasında kıyasıya bir rekabet yaşandı. Ancak sandıktan çıkan sonuçlar, genellikle koalisyon hükümetlerinin kurulmasını zorlaştırdı ve siyasi istikrarsızlık arttı. Seçimler, toplumun farklı kesimlerinin taleplerini yansıtmak yerine, mevcut güç dengelerini korumaya hizmet etti. Özellikle işgal altındaki topraklardaki yerleşim politikaları, Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamalar ve din-devlet ilişkileri gibi konularda statüko devam etti.
İsrail siyasetindeki bu tıkanıklığın arkasında, seçim sisteminin getirdiği orantısal temsil ve düşük seçim barajı gibi faktörler yatıyor. Bu sistem, küçük partilerin bile meclise girmesine olanak tanırken, koalisyon kurmayı zorlaştırıyor ve istikrarlı hükümetlerin oluşmasını engelliyor. Ayrıca, ana akım siyasi partilerin Filistin sorununa yaklaşımındaki benzerlik, seçmenlere gerçek bir alternatif sunmuyor. Muhalefet partileri de iktidara geldiklerinde benzer politikaları sürdürme eğiliminde oluyor.
İsrail toplumu içindeki bölünmeler de siyasi değişimi zorlaştırıyor. Laikler ile dindar Yahudiler, Aşkenaziler ile Sefaradiler, yeni göçmenler ile yerleşikler arasındaki gerilimler, siyasi partilerin tabanlarını konsolide etmelerine ve değişim yerine statükoyu savunmalarına yol açıyor. Bu durum, seçimlerin gerçek bir dönüşüm aracı olma işlevini yitirmesine neden oluyor.
Dış Faktörlerin Belirleyiciliği
İsrail'de siyasi değişimin ancak dışarıdan gelebileceği görüşü, ülkenin dış yardımlara ve özellikle ABD'nin siyasi ve askeri desteğine olan bağımlılığından kaynaklanıyor. ABD'nin İsrail'e yıllık 3 milyar doları aşan askeri yardımı ve BM Güvenlik Konseyi'nde sağladığı diplomatik koruma, İsrail hükümetlerinin uluslararası baskılara direnmesini kolaylaştırıyor. Ancak son dönemde ABD iç siyasetinde İsrail'e yönelik eleştirilerin artması ve özellikle genç Demokrat seçmenler arasında Filistin yanlısı tutumun güçlenmesi, bu desteğin sorgulanmasına yol açıyor.
Avrupa Birliği'nin de İsrail üzerindeki etkisi sınırlı. AB, işgal altındaki topraklarda üretilen ürünlere yönelik etiketleme kuralları gibi adımlar atmış olsa da, İsrail'e yönelik yaptırım tehdidi genellikle somut adımlara dönüşmüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkında yürüttüğü soruşturmalar ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki soykırım davası gibi hukuki süreçler ise İsrail üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu tür dış baskılar, İsrail iç siyasetinde yankı bulsa da, şu ana kadar köklü bir politika değişikliğine yol açmadı.
Bölgesel dinamikler de önemli. Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (Abraham Accords) İsrail'in bölgedeki izolasyonunu kısmen kırdı, ancak Filistin sorununun çözümüne yönelik bir baskı oluşturmadı. Aksine, bu anlaşmalar İsrail'in işgal politikalarını sürdürmesini kolaylaştırdı. İran'la yaşanan gerilim ve Suriye, Lübnan gibi komşularda istikrarsızlık, İsrail'in güvenlik odaklı siyasetini pekiştiriyor ve iç siyasi tartışmaların önüne geçiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'de seçimlerin değişim getirmemesi, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Filistin meselesinde İsrail'in işgal ve yerleşim politikalarını eleştirirken, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürüyor. İsrail iç siyasetindeki statüko, Türkiye'nin bölgede Filistin lehine diplomatik girişimlerini zorlaştırıyor. Öte yandan, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğinin sorgulanması, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru olabilir. Türkiye, İsrail'in dış baskılara daha açık hale gelmesini fırsat bilerek, Filistin konusunda uluslararası arenada daha aktif bir rol üstlenebilir. Ancak, İsrail'in güvenlik endişeleri ve bölgesel gerilimler, Türkiye'nin manevra alanını sınırlıyor. Türkiye'nin enerji ve ticaret alanlarında İsrail ile işbirliği potansiyeli ise, siyasi değişim olmadan da geliştirilebilir.