İsrail'deki seçimler ve ABD'deki başkanlık yarışı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden'ın İran'a yönelik politikalarını şekillendiriyor. Uzmanlar, siyasi hesapların stratejik değerlendirmelerin önüne geçebileceğini ve İsrail'in İran'a yönelik askeri saldırılarını artırabileceğini belirtiyor. Her iki ülkedeki seçim atmosferi, liderlerin olası bir çatışmada risk alma iştahını artırırken, diplomatik çözüm yollarını daraltıyor.
Seçim Siyaseti ve Stratejik Hedefler
İsrail'de 2026 yılına kadar yapılması beklenen seçimler öncesinde Netanyahu, İran'a karşı sert duruşuyla sağ seçmen tabanını konsolide etmeye çalışıyor. Aynı zamanda, yargı reformu protestoları ve ekonomik sıkıntılarla boğuşan hükümeti için dış politikada güçlü bir görüntü çizmek istiyor. İran'a yönelik olası bir askeri operasyon, kamuoyunun dikkatini iç sorunlardan uzaklaştırabilir. ABD'de ise Başkan Biden, kasım ayındaki seçimlerde İran'a karşı yumuşak politika izlemekle suçlanmamak için İsrail'in güvenlik endişelerine daha fazla destek verme eğiliminde. Bu durum, İsrail'in ABD'den yeşil ışık alabileceği yönünde bir algıya yol açıyor.
Uzmanlar, İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının son dönemde arttığını ve bunun arkasında yatan nedenin sadece güvenlik kaygıları değil, aynı zamanda siyasi hesaplar olduğunu vurguluyor. İsrail, Suriye'deki İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırılarını sıklaştırdı ve İran'ın nükleer programına yönelik sabotaj eylemleriyle suçlanıyor. Bu eylemler, İran'ın bölgedeki etkisini sınırlama stratejisinin bir parçası olarak görülse de, zamanlaması İsrail iç siyasetiyle yakından ilişkili.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail'in İran'a yönelik artan askeri faaliyetleri, Ortadoğu'da tansiyonu yükseltme potansiyeli taşıyor. İran, olası bir saldırıya karşılık vereceğini açıklamış durumda ve bölgede vekil gruplar aracılığıyla misilleme yapabilir. Bu durum, Suriye, Lübnan ve Irak gibi ülkelerde istikrarsızlığı artırabilir. Ayrıca, ABD'nin İsrail'e verdiği destek, İran ile Batı arasındaki nükleer müzakereleri olumsuz etkileyebilir. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan ABD'nin 2018'de çekilmesinin ardından müzakereler zaten tıkanmış durumda. İsrail'in saldırıları, İran'ın nükleer programını hızlandırma gerekçesi olarak kullanılabileceği gibi, bölgesel bir silahlanma yarışını da tetikleyebilir.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden etkilenebilir. İran, dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden biri ve Basra Körfezi'ndeki gerginlik, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. Ayrıca, Çin ve Rusya gibi ülkeler, İsrail'in eylemlerini eleştirerek bölgedeki dengeleri kendi lehlerine çevirmeye çalışabilir. Avrupa Birliği ise diplomatik çözüm çağrısı yapmakla birlikte, İsrail'in güvenlik endişelerini de dikkate almak zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in İran'a yönelik olası saldırılarını yakından takip ediyor. Ankara, bölgede artan gerilimin kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını olumsuz etkileyebileceğinden endişe duyuyor. İran ile sınır komşusu olan Türkiye, olası bir çatışmanın mülteci akınını tetiklemesinden ve enerji arz güvenliğinin tehlikeye girmesinden çekiniyor. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkileri son yıllarda normalleşme sürecine girmişti; ancak İsrail'in saldırgan politikaları bu süreci sekteye uğratabilir. Türkiye, diplomatik kanalları kullanarak taraflar arasında arabuluculuk yapma potansiyeline sahip olsa da, ABD ve İsrail'in seçim odaklı politikaları nedeniyle bu rolünü oynayamayabilir. Uzun vadede, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyecektir.