İsrail'de 2 Mart 2020 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde sandıklar açıldı. Başbakan Binyamin Netanyahu, uzun süredir iktidarda kalmasını sağlayan koalisyonunu korumak için zorlu bir mücadele veriyor. Seçim, ülkenin son bir yıl içinde üçüncü kez sandığa gitmesiyle siyasi belirsizliği derinleştirirken, Netanyahu'nun yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde yapılıyor. Anketler, Likud Partisi ile ana muhalefetteki Mavi-Beyaz ittifakı arasında kıyasıya bir yarışa işaret ediyor.
Seçimin Arka Planı ve Adaylar
İsrail'de 9 Nisan 2019 ve 17 Eylül 2019'da yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çabaları başarısız olmuş, ülke yeni bir erken seçime gitmek zorunda kalmıştı. Bu kez de benzer bir tablo öngörülüyor: Hiçbir partinin tek başına iktidar kuramayacağı, koalisyon görüşmelerinin yine çıkmaza girebileceği belirtiliyor.
Başbakan Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi, sağ blokun ana bileşeni olarak yarışıyor. Ancak Netanyahu hakkında üç ayrı yolsuzluk davası bulunuyor: rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamaları. Bu davalar, seçim kampanyasının merkezinde yer aldı. Netanyahu, suçlamaları reddederek kendisine yönelik bir "siyasi cadı avı" yürütüldüğünü savunuyor.
Ana muhalefet bloku ise eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz ve eski Maliye Bakanı Yair Lapid'in ortak liderliğindeki Mavi-Beyaz (Kahol Lavan) ittifakı tarafından temsil ediliyor. İttifak, Netanyahu'nun yolsuzlukları ve aşırı sağcı ortaklarla kurduğu ittifakları eleştirerek daha geniş bir koalisyon kurma vaadiyle seçmenlere sesleniyor.
Seçim kampanyasında ayrıca Arap ortak liste (Hadash-Ta'al ve Ra'am-Balad ittifakları), ultra-Ortodoks partiler (Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği) ve sağcı Yamina ittifakı gibi yapılar da kritik rol oynuyor. Özellikle Arap partilerin seçim barajını geçmesi ve merkez sol blokun bir parçası olup olmayacağı, hükümet kurma denkleminde belirleyici olacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimleri, sadece ülke iç siyaseti açısından değil, Ortadoğu'daki güç dengeleri ve uluslararası ilişkiler bakımından da yakından izleniyor. Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakın ilişkisi, özellikle Filistin meselesi ve İran'a yönelik politikalar açısından bölgesel istikrarı etkiliyor. Trump yönetiminin "Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırdığı Orta Doğu planı, Netanyahu'nun seçim kampanyasında sıkça dile getirdiği bir konu oldu.
Seçim sonuçları, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikaları, Gazze'ye yönelik abluka ve İran nükleer programına karşı tutumu gibi konularda da belirleyici olacak. Ayrıca, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler, İsrail'in yeni hükümetinin iki devletli çözüm konusundaki tutumunu yakından takip ediyor.
Netanyahu'nun iktidarı kaybetmesi halinde, ABD-İsrail ilişkilerinde bir soğuma yaşanabileceği, ancak Gantz'ın da İran karşıtı sert çizgisini koruyacağı öngörülüyor. Öte yandan, Arap partilerin hükümete katılımı veya dışarıdan destek vermesi, İsrail'in Arap dünyasıyla normalleşme sürecini etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Netanyahu hükümetiyle son yıllarda gergin ilişkiler yaşamış, özellikle Filistin meselesi ve Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti nedeniyle karşı karşıya gelmişti. Netanyahu'nun yerine gelecek bir hükümet, Türkiye ile ilişkilerde yumuşama sinyali verebilir. Ancak İsrail'in Filistin politikalarında köklü bir değişiklik beklenmiyor. Yine de yeni hükümetin bileşimi, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz işbirliği ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından Türkiye'nin manevra alanını etkileyebilir. Türkiye, seçim sonrası İsrail'in yeni yönetimiyle diyalog kanallarını açık tutmaya çalışacaktır.