İsrail'de kritik genel seçimler öncesinde yayınlanan iki ayrı kamuoyu araştırması, Başbakan Benjamin Netanyahu ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot arasında net bir üstünlük olmadığını ortaya koydu. Anketler, her iki liderin de hükümet kurmak için gereken çoğunluğu tek başına elde edemediğini gösteriyor. Seçim sonuçları, ülkenin siyasi geleceği ve bölgesel istikrar açısından büyük önem taşıyor.
Seçim Yarışında Son Durum
İsrail'de uzun süredir devam eden siyasi belirsizlik, yeni seçimlerle birlikte yerini yoğun bir rekabete bıraktı. Yapılan son anketler, Başbakan Benjamin Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un liderliğindeki Ulusal Birlik Partisi arasında kıyasıya bir yarış olduğunu gösteriyor. Her iki anket de Netanyahu ve Eisenkot'un oy oranlarının birbirine çok yakın olduğunu, ancak hiçbirinin tek başına iktidar olacak sandalye sayısına ulaşamadığını ortaya koyuyor.
İsrail'de hükümet kurabilmek için 120 sandalyeli Knesset'te en az 61 sandalyeye sahip olmak gerekiyor. Anket sonuçları, her iki liderin de koalisyon ortaklarıyla birlikte hareket etmesi gerektiğini gösteriyor. Bu durum, seçim sonrası uzun sürecek pazarlıkların habercisi.
Netanyahu, uzun yıllardır İsrail siyasetinin merkezinde yer alıyor ve halen ülkenin en deneyimli siyasi figürü olarak görülüyor. Ancak hakkındaki yolsuzluk davaları ve son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, popülaritesini olumsuz etkilemiş durumda. Eisenkot ise, 2015-2019 yılları arasında İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı yapmış, askeri geçmişi ve güvenlik konularındaki deneyimiyle öne çıkan bir isim. Siyasete nispeten yeni girmiş olmasına rağmen, kamuoyunda ciddi bir destek bulmuş görünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'deki seçim sonuçları, sadece ülke içi siyaseti değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun genel dengelerini de yakından ilgilendiriyor. İsrail, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri ve Filistin sorunu, İran nükleer anlaşması, Suriye iç savaşı gibi kritik konularda belirleyici bir aktör. Bu nedenle, yeni hükümetin kompozisyonu ve dış politika yönelimi, bölgesel istikrar açısından büyük önem taşıyor.
Netanyahu'nun başbakanlığı döneminde İsrail, ABD'nin arabuluculuğunda bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar atmıştı. Eisenkot'un olası başbakanlığında bu sürecin nasıl şekilleneceği ise belirsizliğini koruyor. Ayrıca, İran'a karşı izlenecek politikalar, Filistin meselesine yaklaşım ve yerleşim birimleri konusundaki tutum, uluslararası toplum tarafından yakından takip edilecek.
Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından koalisyon görüşmelerinin haftalar sürebileceği ve siyasi istikrarsızlığın bir süre daha devam edebileceği öngörülüyor. İsrail, son dört yılda beş kez genel seçime gitmiş ve hükümet krizi kronikleşmiş durumda. Bu seçimlerin de benzer bir belirsizlikle sonuçlanması, ülkenin karşı karşıya olduğu iç ve dış sorunlarla mücadelesini zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim belirsizliği, Türkiye-İsrail ilişkileri açısından da yakından izleniyor. Son yıllarda iki ülke arasında yaşanan normalleşme süreci, karşılıklı enerji işbirliği ve ticaret anlaşmalarıyla somutlaşmıştı. Yeni hükümetin Filistin politikası ve Doğu Akdeniz'deki enerji denklemindeki tutumu, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Özellikle Netanyahu'nun koalisyon ortağı olarak aşırı sağcı partileri dahil etmesi, Türkiye'nin tepkisini çekebilecek adımların habercisi olabilir. Eisenkot'un liderliğinde daha ılımlı bir hükümet kurulması ise Türkiye ile diyalog kanallarının açık kalmasına katkı sağlayabilir. Her halükârda, İsrail'de istikrarlı bir hükümetin kurulamaması, bölgesel işbirliği projelerini sekteye uğratabilir.