İsrail'de 1 Kasım Salı günü yapılan erken genel seçimlerin ardından açıklanan çıkış anketleri, eski Başbakan Benyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı bloğun Meclis'te (Knesset) çoğunluğu sağlayamadığını ve ülkenin siyasi bir kilitlenmeye sürüklendiğini ortaya koydu. Anket sonuçlarına göre Netanyahu'nun Likud partisi ve müttefikleri 120 sandalyeli Knesset'te 60 civarında sandalye kazanırken, muhalefet partileri de benzer bir oy oranına ulaştı. Bu durum, İsrail'in son dört yılda beşinci kez sandık başına gitmesine rağmen istikrarlı bir hükümet kurma çabalarının yine sonuçsuz kalabileceği yorumlarına yol açtı.
Seçimin arka planı ve siyasi tablo
İsrail'de hükümet krizi, 2021 yılında Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğindeki koalisyonun dağılmasının ardından derinleşti. Mevcut Başbakan Yair Lapid, geçici hükümetin başında seçime gitti. Seçim kampanyası, Netanyahu'nun yolsuzluk davası, artan yaşam maliyeti ve güvenlik konuları etrafında şekillendi. Çıkış anketleri, Netanyahu'nun iktidara dönmek için ihtiyaç duyduğu 61 sandalyeye ulaşamadığını, ancak muhalefetin de hükümet kurmak için yeterli çoğunluğu elde edemediğini gösteriyor. Özellikle aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir'in liderliğindeki Jewish Power (Yahudi Gücü) partisinin beklenenin altında kalması, Netanyahu'nun koalisyon hesaplarını zora soktu. Diğer yandan, Lapid'in Yesh Atid partisi ve merkez sol partilerin oy oranlarında da belirgin bir artış yaşanmadı.
Seçim sonuçlarının kesinleşmesi için oyların sayımı sürerken, İsrail Merkez Seçim Komitesi'nin önümüzdeki günlerde resmi sonuçları açıklaması bekleniyor. Kesin sonuçların ardından Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, hükümet kurma görevini önce hangi parti liderine vereceğini belirlemek için tüm partilerle istişarelerde bulunacak. Siyasi analistler, koalisyon görüşmelerinin haftalar, hatta aylar alabileceğini ve yeni bir seçim ihtimalinin masada olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'deki siyasi belirsizlik, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Netanyahu'nun iktidara dönmesi halinde, İran'a karşı daha sert bir tutum izlemesi ve Filistin meselesinde daha az esnek olması bekleniyordu. Ancak muhalefetin de güçlü olduğu bir Meclis'te, dış politika kararlarının alınması zorlaşabilir. Özellikle ABD yönetimi, İsrail'de istikrarlı bir hükümetin kurulmasını ve iki devletli çözüm perspektifinin canlandırılmasını arzu ediyor. Ancak İsrail siyasetindeki parçalanmışlık, bu hedefi zorlaştırıyor. Bölgesel açıdan bakıldığında, İsrail'in iç siyasi krizi, Arap ülkeleriyle normalleşme süreçlerini (Abraham Anlaşmaları) de yavaşlatabilir. Körfez ülkeleri, İsrail ile ilişkilerini geliştirirken istikrarlı bir hükümet görmek istiyor. Ayrıca, Filistin-İsrail çatışmasında tansiyonun yükselmesi riski, bölgesel güvenliği tehdit eden unsurlar arasında.
Uluslararası kamuoyu, İsrail'deki seçim sonuçlarını yakından takip ediyor. Avrupa Birliği ve ABD, İsrail ile işbirliğini sürdürmek istese de, siyasi belirsizlik nedeniyle bazı anlaşmaların askıya alınabileceği belirtiliyor. Öte yandan, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel enerji krizi gibi konular, İsrail'in dış politikasında önceliklerini yeniden belirlemesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki siyasi kilitlenme, Türkiye'nin bölgesel diplomasisi açısından hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, son dönemde İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecine girmiş ve enerji işbirliği başta olmak üzere bazı adımlar atmıştı. Ancak İsrail'de istikrarsız bir hükümetin kurulması, bu sürecin yavaşlamasına yol açabilir. Ayrıca, Netanyahu'nun olası bir dönüşü, Türkiye'nin Filistin politikasıyla çelişebilecek sert tutumları beraberinde getirebilir. Türkiye, bölgede istikrarın korunması ve Filistin meselesinde adil bir çözüm için İsrail'deki siyasi gelişmeleri dikkatle izlemek durumunda. Ekonomik açıdan ise, İsrail ile ticari ilişkilerin sürmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde Türkiye'nin konumunu güçlendirebilir. Bu nedenle, Türk dış politikası, İsrail'deki koalisyon görüşmelerinin sonucuna göre şekillenecek.