İsrail'de yaklaşan Knesset seçimleri öncesinde The Economist dergisi, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun iktidarını koruyup koruyamayacağını mercek altına alıyor. Siyasi krizlerin gölgesinde geçen son yılların ardından, İsrail seçmeni bir kez daha sandık başına gitmeye hazırlanırken, anketler koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlığını ve Netanyahu'nun siyasi kaderini sorgulatıyor. Seçim yarışı, ülkenin iç siyasetindeki kutuplaşmanın yanı sıra, bölgesel güvenlik dinamikleri ve uluslararası ilişkiler açısından da büyük önem taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Netanyahu'nun Siyasi Yolculuğu
Binyamin Netanyahu, İsrail siyasetinin en uzun süre görev yapan başbakanı olarak, son yıllarda yolsuzluk iddiaları, siyasi krizler ve tekrarlanan seçimlerle mücadele etti. 2019'dan bu yana beşinci kez sandığa gidilmesi, ülkedeki siyasi istikrarsızlığın bir göstergesi. Netanyahu'nun Likud partisi, son anketlerde en yüksek oy oranına sahip olsa da, 61 sandalyelik bir koalisyon kurmak için yeterli desteği bulmakta zorlanıyor. Aşırı sağ partilerle ittifak arayışları, hem iç hem de dış kamuoyunda tartışma yaratıyor. Öte yandan, muhalefet lideri Yair Lapid'in Yeş Atid partisi, merkez sol bir koalisyon olasılığını canlı tutuyor. Arap partilerinin olası katkıları ise dengeleri değiştirebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.
Seçimlerin temel gündem maddeleri arasında güvenlik, ekonomi ve İsrail-Filistin çatışması yer alıyor. Netanyahu'nun sert güvenlik politikaları ve İran konusundaki duruşu, seçmenin bir kısmı için cazip olsa da, ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluk iddiaları desteğini aşındırıyor. Ayrıca, yargı reformu tartışmaları ve demokratik kurumların işleyişine dair endişeler, seçim kampanyasının önemli bir parçası haline geldi. The Economist'in anket takipçisi, her partinin oy oranlarındaki değişimleri ve koalisyon olasılıklarını haftalık olarak güncelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimlerinin sonucu, sadece ülke içi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkileyecek. Netanyahu'nun olası bir zaferi, İran'a yönelik daha sert bir politikayı beraberinde getirebilir. Özellikle ABD ile ilişkiler, İsrail'in yeni hükümetinin tutumuna bağlı olarak şekillenecek. Biden yönetimi, İran nükleer anlaşması konusunda farklı bir yaklaşım sergilerken, Netanyahu'nun bu konudaki muhalefeti iki ülke arasında gerginliğe yol açabilir. Aynı şekilde, Filistin sorununda bir çözüm umutları da seçim sonuçlarına bağlı olarak değişkenlik gösterecek. Arap ülkeleriyle normalleşme süreci (Abraham Anlaşmaları) ise büyük ölçüde devam edecek gibi görünüyor, ancak yeni hükümetin bu konudaki duruşu belirleyici olacak.
Rusya-Ukrayna savaşı bağlamında İsrail'in denge politikası da önem kazanıyor. Netanyahu'nun Rusya ile ilişkileri, Suriye'deki askeri koordinasyon açısından kritik. Ayrıca, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler, İsrail'deki demokratik normların korunmasına yönelik endişelerini dile getiriyor. Seçim sonucu, bu konulardaki algıyı ve işbirliğini doğrudan etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail seçimleri, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği açısından da belirleyici olabilir. Son yıllarda iki ülke arasında yaşanan normalleşme süreci, Netanyahu'nun yeniden başbakan olması halinde farklı bir boyut kazanabilir. Netanyahu'nun Türkiye'ye yönelik eleştirel tutumu bilinirken, muhalefetin iktidara gelmesi ilişkilerde daha yapıcı bir dönemi başlatabilir. Bölgesel güvenlik, Doğu Akdeniz enerji kaynakları ve Filistin meselesi gibi konular, iki ülkenin ortak gündemini oluşturuyor. Türkiye, İsrail'deki siyasi istikrarsızlığın bölgesel dengeleri etkileyebileceğini göz önünde bulundurarak, seçim sonrası oluşacak hükümetle ilişkilerini bu bağlamda şekillendirecektir.