İsrail, Hamas ile yürüttüğü ve aylardır devam eden savaşa rağmen ekonomik olarak ayakta kalmayı başardı. Ülke, yüksek teknoloji ve savunma sanayiindeki güçlü ihracatı sayesinde beklenenin üzerinde bir direnç gösterdi. Ancak bu durum, İsrail ekonomisinin iki farklı hızda ilerleyen bir yapıya bürünmesine yol açtı: Savunma ve ilgili sektörler rekor kârlar açıklarken, inşaat, turizm ve tarım gibi emek yoğun sektörler ciddi bir darboğazla karşı karşıya. Ekonomistler, savaşın yarattığı bu asimetrik tablonun uzun vadede İsrail’in sanayi yapısını kalıcı olarak dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor.
Savaş Ekonomisinin İtici Gücü: Savunma ve Teknoloji
İsrail’in savaş ekonomisinin lokomotifi, savunma sanayii ve ona bağlı teknoloji şirketleri. Elbit Systems, Israel Aerospace Industries (IAI) ve Rafael Advanced Defense Systems gibi dev şirketler, hem İsrail ordusunun artan ihtiyaçlarını karşılamak hem de yurt dışına satış yapmak için üretim hatlarını genişletti. Özellikle insansız hava araçları, füze savunma sistemleri ve istihbarat teknolojilerine olan küresel talep, İsrail’in ihracat rakamlarına olumlu yansıdı. 2023’ün son çeyreğinde savunma ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 20’den fazla artış gösterdi.
Yüksek teknoloji sektörü de savaşın ilk şokunu atlattı. Nasdaq’ta işlem gören İsrail merkezli teknoloji firmalarının hisseleri, küresel yapay zekâ rüzgârının da etkisiyle yükselişini sürdürdü. Ancak sektörün karşı karşıya olduğu en büyük risk, nitelikli iş gücünün bir kısmının askere alınması ve yedek askerlik görevleri nedeniyle üretkenliğin düşmesi. Yine de bu açık, şirketlerin yurt dışından uzaktan çalışan istihdam etmesiyle kısmen telafi ediliyor.
Sanayi Uçurumunun Diğer Yüzü: İnşaat, Turizm ve Tarım
Savaş ekonomisinin parlak tablosunun gölgesinde, İsrail’in geleneksel sektörleri ciddi bir çöküş yaşıyor. İnşaat sektörü, Filistinli işçilerin çalışma izinlerinin iptal edilmesi ve yabancı işçi akışının durmasıyla neredeyse durma noktasına geldi. Sektör temsilcileri, konut arzında büyük bir açık oluştuğunu ve fiyatların hızla arttığını belirtiyor.
Turizm, savaşın patlak vermesinden bu yana en ağır darbeyi alan sektör oldu. Yabancı turist sayısı neredeyse sıfıra düştü; oteller boş kaldı, havayolu şirketleri uçuşlarını askıya aldı. Tarımda ise hem iş gücü eksikliği hem de güvenlik endişeleri nedeniyle ekili alanların önemli bir kısmı kullanılamaz hale geldi. Bu durum, gıda fiyatlarında ciddi artışlara yol açarak enflasyonu yükseltti.
Hükümet, bu sektörleri canlandırmak için teşvik paketleri açıklasa da, savaşın belirsizliği nedeniyle yatırımcıların temkinli yaklaşımı sürüyor. Merkez Bankası, faiz oranlarını yüksek tutarak enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor; ancak bu politika, iç talebi daha da daraltıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail’in savaş ekonomisi, sadece ülke içinde değil, bölgesel ticaret ve yatırım akışlarında da önemli değişimlere yol açıyor. Körfez ülkeleriyle normalleşme süreci (Abraham Accords) kapsamında beklenen ekonomik iş birlikleri, savaş nedeniyle askıya alınmış durumda. Buna karşın, savunma alanındaki iş birlikleri, özellikle siber güvenlik ve istihbarat paylaşımı gibi konularda, kapalı kapılar ardında devam ediyor.
Küresel ölçekte ise İsrail’in teknoloji ihracatı, özellikle çip ve yazılım alanında, bazı ülkelerin alternatif arayışlarına girmesine neden olabilir. Uzun vadede, savaşın yarattığı istikrarsızlık, İsrail’in ‘Start-up Nation’ imajını zedeleyebilir ve yetenekli girişimcilerin ülkeyi terk etmesine yol açabilir. Nitekim son aylarda Avrupa ve ABD’ye yerleşen İsrailli teknoloji çalışanlarının sayısında artış gözlemleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail’in savaş ekonomisindeki bu dönüşüm, Türkiye’yi doğrudan ve dolaylı yollardan etkiliyor. Öncelikle, İsrail ile ticaret hacmi savaş öncesinde yıllık 7 milyar doları aşmıştı; ancak savaşın başlamasıyla Türkiye, İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamaları getirdi. Bu durum, özellikle inşaat malzemeleri, gıda ve otomotiv yan sanayi ihracatçılarını olumsuz etkiledi. Diğer yandan, İsrail’in savunma sanayiindeki üretim artışı, Türkiye’nin kendi savunma sanayii ihracatı için bir fırsat penceresi açabilir; zira bazı ülkeler, İsrail ürünlerine alternatif arayışına girebilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık, Doğu Akdeniz’de enerji iş birliği projelerini sekteye uğratarak Türkiye’nin enerji merkezi olma hedeflerini karmaşıklaştırıyor. Türkiye, hem ekonomik çıkarlarını korumak hem de bölgesel dengeyi gözetmek için İsrail’le ilişkilerinde hassas bir denge kurmak zorunda.