İsrail güçlerinin son iki hafta içinde Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da düzenlediği saldırılarda en az 100 Filistinlinin öldüğü bildirildi. Filistin Sağlık Bakanlığı kaynaklarına dayandırılan verilere göre, saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil yaşamını yitirdi. İsrail ordusu ise operasyonlarının “militan hedeflere” yönelik olduğunu savunurken, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri sivillerin korunması çağrısında bulundu. Son haftalarda tırmanan şiddet, bölgede kalıcı bir ateşkes umutlarını giderek zayıflatıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerin başında Gazze’nin kuzeyi ve Batı Şeria’nın Cenin, Nablus ve El-Halil kentleri geliyor. İsrail ordusunun özellikle gece saatlerinde düzenlediği baskınlarda ve hava saldırılarında, Filistinli gruplara ait olduğu öne sürülen silah depoları ve tüneller hedef alındığı açıklandı. Ancak sahadaki tanıklar, saldırıların yerleşim bölgelerini de vurduğunu ve çok sayıda sivilin enkaz altında kaldığını aktarıyor. Filistin Kızılayı ekipleri, yoğun bombardıman nedeniyle yaralılara ulaşmakta güçlük çektiklerini, hastanelerin ise kapasite sınırına dayandığını rapor etti. BM Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), Gazze’de yaklaşık 1.9 milyon insanın yerinden edildiğini ve insani yardım koridorlarının kesintiye uğradığını duyurdu.
Saldırıların başlamasında, İsrail’in kuzey sınırından gelen roket atışları ve Batı Şeria’da artan silahlı eylemlere karşı misilleme yapma gerekçesinin etkili olduğu belirtiliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaptığı açıklamada “operasyonların amacının güvenliği yeniden tesis etmek olduğunu, bu hedefe ulaşılana kadar devam edileceğini” söyledi. Öte yandan Hamas ve İslami Cihad hareketleri, İsrail’in saldırılarını “soykırım” olarak nitelendirerek, karşılık vereceklerini duyurdu. Bölgedeki ateşkes arabuluculukları ise Mısır ve Katar öncülüğünde sürüyor; ancak taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle müzakerelerde henüz ilerleme sağlanamadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Filistin çatışmasındaki bu son tırmanma, yalnızca bölgeyi değil, uluslararası toplumu da harekete geçirmiş durumda. ABD yönetimi, İsrail’in kendini savunma hakkını desteklediğini yinelerken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ateşkes çağrısı yapan karar tasarıları Rusya ve Çin tarafından destekleniyor, ABD ise veto yetkisini kullanarak bu girişimleri engelliyor. Avrupa Birliği dışişleri bakanları, derhal ateşkes ve sivillerin korunması için ortak bir açıklama yayımlarken, bazı üye ülkeler İsrail’e yönelik silah ambargosu uygulanması yönünde görüş bildiriyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, Filistin’e destek amacıyla olağanüstü toplantılar düzenleyerek, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurguladı ve uluslararası topluma somut adımlar çağrısında bulundu.
Bölgesel açıdan bakıldığında, çatışmanın yayılma riski de ciddi endişe yaratıyor. Lübnan’daki Hizbullah hareketinin, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşılık kuzey sınırında çatışmalara katılma ihtimali, bölgeyi yeni bir cepheye sürükleyebilir. İran destekli Husi milislerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları ile birlikte, Orta Doğu’da çok katmanlı bir krizin eşiğinde olunduğu değerlendiriliyor. Enerji piyasaları ise bu belirsizlikten olumsuz etkileniyor; petrol fiyatları son haftalarda yüzde 8’in üzerinde yükselmiş durumda. Uzmanlar, Meksika Körfezi’ndeki üretim kesintilerinin de eklenmesiyle küresel enflasyonist baskıların artabileceğine dikkat çekiyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaptığı açıklamada “şiddetin daha fazla masum insanın kanının dökülmesine yol açmaması için acil ateşkes gerektiğini” belirtti. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) başsavcısı Kerim Han, her iki tarafın da savaş suçu işlemiş olabileceğine dair bulgular bulunduğunu ve soruşturmaların devam ettiğini duyurdu. Ancak İsrail’in UCM yetkisini tanımadığı ve Filistinlilerin devlet statüsünün tanınmasına yönelik uluslararası çabaların İsrail tarafından engellendiği biliniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel desteğin yanı sıra, bölgede artan istikrarsızlığın kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkileyeceği gerçeğiyle karşı karşıya. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve deniz ticareti rotalarının güvenliği açısından kritik öneme sahip olan bölge, yeni bir çatışma alanına dönüşme riski taşıyor. Türkiye, sivil kayıpların önlenmesi ve iki devletli çözüm temelinde kalıcı barışın sağlanması için arabuluculuk girişimlerini hızlandırıyor; ancak bu çabaların sonuç vermesi için uluslararası toplumun ortak baskısı kritik. Ayrıca, İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atmış olmasına rağmen, Türkiye kamuoyundaki Filistin hassasiyeti dikkate alındığında, Ankara’nın izleyeceği siyasetin dengeli ve ilkeli temellere dayandırılması büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle koordineli bir şekilde ateşkesin sağlanması ve insani krizin derinleşmesinin önlenmesi için diplomatik inisiyatiflerini sürdürmesi bekleniyor.