İsrail ordusu, Çarşamba günü Kudüs'ün hemen yanındaki Kalandiya mülteci kampına baskın düzenledi. Bölge sakinleri, artan tahliye korkusuyla gerginliklerin sürdüğü kampta, askeri yetkililer ve yerel liderler tarafından doğrulanan operasyonda, AFP muhabirleri yaklaşık bir düzine zırhlı askeri aracın kampa girdiğini bildirdi.
Baskının arka planı: Kalandiya'da artan gerilim
Kalandiya, Batı Şeria'nın en büyük Filistinli mülteci kamplarından biri olarak biliniyor. Kudüs'ün hemen kuzeyinde, İsrail'in inşa ettiği ayrım duvarının yakınında yer alan kamp, Filistinliler için sembolik bir öneme sahip. Binlerce Filistinli mültecinin yaşadığı kampta, son haftalarda İsrail güçlerinin artan operasyonları ve yerleşimci şiddeti nedeniyle tansiyon yükselmiş durumda.
Baskının, kampta yaşayan ve evlerinin tahliye edilmesinden endişe eden sakinlere karşı yapıldığı bildiriliyor. İsrail makamları, operasyonun 'güvenlik amaçlı' olduğunu öne sürerken, Filistinli kaynaklar ise bunun, bölgedeki Filistinlileri zorla göç ettirme girişimlerinin bir parçası olduğunu savunuyor.
Görgü tanıkları, askerlerin bazı evlere girerek aramalar yaptığını ve en az bir kişinin gözaltına alındığını aktardı. Olayda herhangi bir silahlı çatışma yaşanmadığı, ancak askerlerin gösteri yapan gençlere plastik mermi ve ses bombasıyla müdahale ettiği öğrenildi.
Kalandiya kampı, 1948 Arap-İsrail Savaşı sonrasında kurulan ve halen Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) himayesinde bulunan mülteci kamplarından biri. Kamp sakinlerinin büyük bölümü, İsrail'in işgali altındaki Doğu Kudüs'te ya da Batı Şeria'nın diğer bölgelerinde çalışmakta; bu nedenle kampta geçiş izinleri ve hareket kısıtlamaları sık sık sorunlara yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Tahliye ve uluslararası tepkiler
Bu baskın, İsrail'in Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah mahallesi başta olmak üzere Filistinlilerin evlerinden çıkarılmasına yönelik uluslararası tepkilerin arttığı bir döneme denk geldi. İnsan hakları örgütleri, söz konusu tahliyelerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini vurguluyor.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İsrail'i tahliyelere son vermeye çağırırken, ABD yönetimi ise İsrail'in meşru güvenlik endişeleri olduğunu belirtmekle birlikte, bu tür operasyonların gerilimi artırdığı uyarısında bulundu. Arap Birliği ise baskını kınayarak, İsrail'i 'uluslararası topluma meydan okumakla' suçladı.
Uzmanlar, Kalandiya'daki baskının, İsrail'in 'demografik mühendislik' politikalarının bir parçası olduğunu; amacın, Kudüs çevresindeki Filistinli nüfusu azaltmak olduğunu belirtiyor. Bu yorumlar, özellikle bölgedeki yerleşim genişlemeleri ve yeni yol projeleriyle destekleniyor.
Filistin Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada ise baskın 'soykırım ve etnik temizlik girişimi' olarak nitelendirilirken, uluslararası toplumun 'çifte standartlarına' dikkat çekildi. Hamas ve İslami Cihad gibi gruplar ise 'işgalin ancak silahla son bulacağı' yönünde açıklamalar yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde, bu tür baskınları daha önce de şiddetle kınamıştı. Kalandiya baskını, Türkiye'nin Doğu Kudüs'ün statüsüne ilişkin hassasiyetini yeniden gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamalarda, İsrail'in 'provokatif eylemlerinin' bölgesel istikrarı tehdit ettiği vurgulanırken, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda bu konuyu gündemde tutması bekleniyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki Filistinlilere yönelik insani yardım kuruluşları aracılığıyla destek vermesi, bu gerginlik ortamında önemini artırıyor. Baskın, Türk dış politikasının Filistin-İsrail çatışmasındaki denge politikasını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.