İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), işgal altındaki Gazze Şeridi, Lübnan'ın güneyi ve Suriye'nin Golan Tepeleri dahil olmak üzere kontrol ettiği bölgelerde askeri anket merkezleri kurmaya başladı. Bu merkezlerin, bölgedeki askeri yönetime ilişkin görüşlerin belirlenmesi ve yerel halkın ihtiyaçlarının tespiti amacıyla kullanılacağı bildiriliyor. Ancak bu hamle, uluslararası hukuk açısından tartışmalara yol açarken, yerel halk tarafından da endişeyle karşılanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ordusu, 7 Ekim 2023'te başlayan ve Gazze'de büyük bir yıkıma yol açan saldırıların ardından, kontrol ettiği bölgelerde askeri yönetimi güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor. Bu kapsamda, Gazze'nin kuzeyinde ve Lübnan'ın güneyinde, Hizbullah'a karşı yürütülen operasyonların ardından geçici kontrol noktaları oluşturulmuştu. Şimdi ise bu bölgelerde anket merkezleri kurulması, İsrail'in bölgedeki uzun vadeli askeri varlığını meşrulaştırma çabası olarak yorumlanıyor. IDF sözcüsü, anketlerin “yerel halkın ihtiyaçlarını anlamak ve insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak” amacıyla yapıldığını belirtirken, insan hakları örgütleri bu tür uygulamaların işgal altındaki halkın iradesini yansıtmayacağını, aksine askeri baskı altında yapılacağını savunuyor.
İsrail, 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Golan Tepeleri'nde çeşitli anketler yapmış, ancak bu anketler, uluslararası toplum tarafından tanınmadığı için sonuçları genellikle tartışmalı olmuştur. Bugün, Gazze'de savaşın sürdüğü, Lübnan'da ise ateşkesin kırılgan olduğu bir dönemde, İsrail ordusunun anket merkezleri kurması, bölgedeki insani krizi derinleştirebileceği gibi, mevcut gerilimi de artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, Orta Doğu'da tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde geliyor. Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği, İsrail'in bu adımını kınayarak, işgal altındaki topraklarda yapılan her türlü anketin, Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu ve bölgede barış sürecini baltaladığını dile getirdi. İsrail ise bu eleştirilere, “Güvenlik ihtiyaçları ve insani yardımın etkin dağıtımı” gerekçesiyle yanıt veriyor. Bu durum, uluslararası hukuk ile güvenlik politikaları arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor. Ayrıca, İran ve Türkiye gibi bölge ülkeleri, İsrail'in bu hamlesini “işgalin kalıcılaştırılması” olarak nitelendirerek sert tepki gösterdi. Bu adım, aynı zamanda İsrail'in komşularıyla olan ilişkilerini daha da gerginleştirebilir ve Arap kamuoyunda öfkeyi artırabilir.
İsrail ordusunun anket merkezleri kurması, bölgedeki güç dengelerini de etkileyebilir. Özellikle Gazze'de Hamas'ın zayıflaması, Lübnan'da Hizbullah'ın askeri varlığının sınırlanması ve Suriye'de Esad rejiminin zayıflaması, İsrail'e bölgesel avantaj sağlamış gibi görünse de, bu durum uzun vadede direniş gruplarının yeniden yapılanmasına ve istikrarsızlığın artmasına neden olabilir. Uzmanlar, bu tür adımların, bölgede kalıcı bir barışı sağlamaktan ziyade, işgalin derinleşmesine yol açtığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in işgal politikalarını her zaman eleştiren bir ülke olarak, bu gelişmeyi yakından takip ediyor. Türk Dışişleri Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamalarda, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki her türlü uygulamasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bölgesel barışı tehdit ettiğini belirtmişti. Türkiye, bu tür adımların, iki devletli çözüm umutlarını zayıflattığını ve Filistin halkının temel haklarını ihlal ettiğini düşünüyor. Ankara, bu bağlamda, BM nezdinde girişimlerde bulunabilir ve bölgedeki müttefikleriyle istişarelerini sürdürebilir. Bu gelişmenin, Türkiye-İsrail ilişkilerini daha da germesi ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik dinamiklerini etkilemesi muhtemeldir.