İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde bir kasabaya baskın düzenleyerek bir Filistin evini yıktı ve 15 Filistinliyi yerinden etti. Olay, Doğu Kudüs'ün kuzeybatısındaki Kufr Akab bölgesinde meydana geldi. Görgü tanıkları, sabah saatlerinde çok sayıda İsrail askeri ve buldozerin bölgeye girdiğini, ardından evin kontrollü şekilde yıkıldığını bildirdi. Yerinden edilen ailelerin geçici olarak yakınlardaki akrabalarının yanına sığındığı öğrenildi. İsrail makamları, yıkımın 'izinsiz inşaat' gerekçesiyle gerçekleştirildiğini öne sürerken, Filistinli yetkililer bu kararı 'etnik temizlik' olarak nitelendirdi.
Yıkımın arka planı: İsrail'in 'izinsiz inşaat' politikası
İsrail, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da Filistinlilere ait yapıları sık sık 'izinsiz inşaat' gerekçesiyle yıkıyor. Ancak Filistinliler ve uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'in bu politikasının ayrımcı olduğunu ve Filistinlilerin bölgedeki varlığını azaltmayı hedeflediğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2024 yılında Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 1.000'den fazla Filistin yapısı yıkıldı veya yıkım kararı aldı; bu, son on yılın en yüksek rakamıydı. Yıkımlar nedeniyle binlerce Filistinli evsiz kaldı ve insani yardıma muhtaç hale geldi.
Kufr Akab bölgesi, Kudüs'ün kuzey banliyölerinde yer alıyor ve İsrail'in inşa ettiği duvarın dışında kalıyor. Bu nedenle bölge, Kudüs'ten koparılmış durumda ve Filistinlilerin şehre erişimi büyük ölçüde kısıtlı. İsrail yönetimi, bu bölgedeki Filistinlilere 'izinsiz inşaat' izni vermiyor ve yapıları yıkıyor. Yerel halk, bu politikaların yaşam alanlarını daralttığını ve göçe zorladığını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Artan gerilim ve uluslararası tepkiler
Bu olay, Gazze'deki savaşın devam ettiği ve Batı Şeria'da şiddetin arttığı bir dönemde yaşanıyor. İsrail ordusu, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da düzenlediği baskınlarda yüzlerce Filistinliyi öldürdü ve binlercesini gözaltına aldı. Birleşmiş Milletler, bölgede 'yerleşimci şiddeti' olarak adlandırılan saldırıların da arttığına dikkat çekiyor. Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşim politikalarını ve yıkımlarını kınarken, ABD yönetimi ise İsrail'e desteğini sürdürüyor. Avrupa Birliği, yıkımların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor ve tarafları itidale çağırıyor.
İsrail'in bu politikaları, iki devletli çözüm vizyonunu giderek zayıflatıyor. Filistinliler, Batı Şeria'nın parçalı yapısı nedeniyle bağımsız bir devlet kurmanın her geçen gün zorlaştığını savunuyor. İsrail ise güvenlik gerekçelerini öne sürüyor ve yıkımların 'kaçak yapılarla mücadele' kapsamında olduğunu söylüyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu uygulamaların ayrımcı olduğunu ve Filistinlilerin temel haklarını ihlal ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davası açısından önem taşıyor. Türkiye, İsrail'in yerleşim ve yıkım politikalarını defalarca kınadı ve Filistinlilerin haklarını desteklediğini açıkladı. Özellikle son dönemde Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik gerilim, bu tür olaylarla birlikte yeniden alevlenebilir. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistinlilerin yanında yer alarak, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurguluyor. Ayrıca, Türkiye'nin Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya yönelik hassasiyeti, bu tür gelişmelerin Türk kamuoyunda geniş yankı bulmasına neden oluyor. Ankara'nın, bu olayların ardından BM nezdinde girişimlerde bulunması veya bölgesel aktörlerle istişarelerde bulunması beklenebilir. Bu durum, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini ve Filistin davasına olan bağlılığını bir kez daha göstermektedir.