İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bulunan ve Unesco Dünya Mirası Listesi'nde yer alan antik Fenike kalıntılarının hemen yakınında bir dizi bina yıkımı gerçekleştirdi. Yerel kaynaklara göre, İsrail güçleri dün gece geç saatlerde Sur şehir merkezine yakın bir mahallede en az üç binayı kontrollü patlamayla yıktı. Saldırıda can kaybı yaşanmazken, bölgede büyük bir toz bulutu oluştuğu ve çevredeki binalarda hasar meydana geldiği bildirildi. İsrail ordusu, yıkımın 'Hizbullah'a ait askeri altyapıyı hedef aldığını' öne sürerken, Lübnan makamları bu iddiaları reddederek saldırının kültürel mirasa yakınlığına dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı
Sur kenti, Akdeniz kıyısında yer alan ve M.Ö. 2750 yılına kadar uzanan tarihiyle Fenike uygarlığının en önemli merkezlerinden biri olarak biliniyor. Şehir, 1984 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi'ne alınmış olup, özellikle Roma dönemine ait hipodrom, zafer takı ve nekropol kalıntılarıyla ünlü. Son haftalarda İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte, Sur ve çevresi defalarca hava saldırılarına hedef oldu. Ancak bu son olay, Unesco korumasındaki bir alanın hemen yakınında gerçekleşmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Unesco yetkilileri, yıkımın kültürel miras üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere bölgeye bir misyon göndermeyi planladıklarını açıkladı.
İsrail ordusunun yaptığı açıklamada, yıkılan binaların Hizbullah tarafından silah deposu ve komuta merkezi olarak kullanıldığı iddia edildi. Ancak Lübnan resmi haber ajansı NNA, yıkılan binaların sivil konutlar olduğunu ve içeride kimsenin bulunmadığını aktardı. Olay yerinden yükselen dumanlar kilometrelerce öteden görülürken, bölge sakinleri evlerini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan Başbakanı Necip Mikati, yıkımı 'savaş suçu' olarak nitelendirerek uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) ise bölgede devriyelerini artırdı.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu olay, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmanın sadece askeri bir boyutu olmadığını, aynı zamanda kültürel mirasın korunması açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Sur, sadece Lübnan için değil, tüm insanlık için büyük bir tarihi değere sahip. Unesco, daha önce de çatışma bölgelerinde kültürel mirasın korunması için çeşitli girişimlerde bulunmuş, ancak bu tür olaylar karşısında yaptırım gücünün sınırlı olduğu görülüyor. İsrail'in Sur'a yönelik saldırıları, bölgedeki gerginliği daha da artırırken, uluslararası toplumun tepkisini de beraberinde getirdi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yıkımı kınayarak tarafları uluslararası hukuka saygı göstermeye çağırdı. ABD ise İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediğini yinelerken, kültürel mirasa zarar verilmemesi uyarısında bulundu.
Olay, Orta Doğu'daki çatışmaların sadece insan hayatını değil, aynı zamanda ortak insanlık mirasını da tehdit ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Tarih boyunca savaşlar, kültürel varlıkların tahrip edilmesine yol açmış; bu durum, uluslararası toplum tarafından savaş suçu olarak değerlendirilmiştir. 1954 Lahey Sözleşmesi, silahlı çatışma durumunda kültürel varlıkların korunmasını zorunlu kılıyor. Ancak bu sözleşmeye rağmen, günümüzde hala birçok kültürel miras alanı çatışmaların gölgesinde zarar görüyor. Sur'daki bu son yıkım, sözleşmenin etkinliğini yeniden tartışmaya açtı
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin komşu bölgedeki istikrarsızlığa kayıtsız kalamayacağını gösteriyor. Lübnan'daki çatışmaların derinleşmesi, Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyebilir ve Türkiye'nin bölgedeki ticari ve enerji çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin kültürel mirasın korunması konusundaki hassasiyeti biliniyor; bu tür olaylar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda kültürel mirasın korunmasına yönelik daha güçlü adımlar atmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye, tarihsel olarak Lübnan ile yakın ilişkiler geliştirmiş ve bölgedeki istikrarın sağlanması için çaba sarf etmiştir. Bu nedenle, Sur'daki yıkım, Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer alan bölgesel barış ve istikrar açısından kaygı vericidir.