İsrail ordusunun 1 Ekim 2024'te başlattığı kara harekatı, Hizbullah'ı hedef alırken Lübnan'ın güneyinde binlerce yıllık tarihi eserleri de yok ediyor. Sur kentinden Bint Jbeil'e kadar uzanan cephe hattında Fenike dönemine ait tapınaklar, Roma imparatorluk yapıları, Haçlı kaleleri ve Osmanlı camileri bombalanıyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan antik Sur şehri özellikle ağır hasar gördü. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), operasyonların "Hizbullah'ın sivil yerleşimler arasına yerleştirdiği askeri hedeflere" yönelik olduğunu öne sürse de, bağımsız gözlemciler ve uydu görüntüleri kültürel mirasın sistematik bir şekilde hedef alındığını gösteriyor.
Lübnan'ın antik mirası ağır darbe aldı
İsrail kuvvetleri, Lübnan sınırına 5 kilometre mesafedeki Hula Vadisi'nde bulunan Nebi Yusha türbesini ve çevresindeki Memlük dönemi yapılarını hedef aldı. 1999 yılında restore edilen 12. yüzyıla ait Haçlı kalesi Belfort (Şakif Arnun), yoğun topçu atışlarına maruz kaldı. Kalenin güney duvarının büyük bölümü çöktü. Sur şehrindeki Fenike nekropolü ve Roma hipodromu da bombalardan nasibini aldı. Lübnan Kültür Bakanlığı'na göre, son iki haftada en az 15 arkeolojik sit alanı kısmen veya tamamen yok oldu. İsrail'in kullandığı yüksek tahrip gücüne sahip mühimmatlar, kültürel mirasın onarılamaz şekilde kaybolmasına yol açıyor.
Lübnanlı tarihçi Dr. Nadine Moawad, "Bu sadece bugünün savaşı değil; 3000 yıllık tarihin silinmesidir" diyerek durumu özetliyor. Fenikelilerden Osmanlı'ya kadar kesintisiz bir yerleşim tarihine sahip olan bölge, Akdeniz havzasında nadir bir kültürel kesit sunuyordu. Özellikle Sur kenti, 2020'de UNESCO tarafından 'tehlike altındaki dünya mirası' listesine alınmıştı. Şimdi ise bu statü gerçeğe dönüşüyor.
Uluslararası hukuk devre dışı mı?
1954 Lahey Sözleşmesi ve ek protokolleri, silahlı çatışmalarda kültürel varlıkları koruma altına alıyor. Ancak İsrail'in bu sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen uygulamada bir denetim mekanizması bulunmuyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert, 'kültürel yıkımın savaş suçu kapsamına girebileceğini' belirtti. Ancak İsrail, operasyonlarının meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu savunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yapılan başvuruların henüz bir sonuç vermediği biliniyor.
Bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden tarihçi ve arkeologlar, kültürel mirasın yanı sıra sivil kayıpların da arttığına dikkat çekiyor. Hizbullah'ın sivil alanlara sığınması ve İsrail'in orantısız güç kullanımı, uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlallerine yol açıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, son bir haftada kültürel miras alanlarının yakınında yaşayan 30'dan fazla sivil hayatını kaybetti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için çok boyutlu sonuçlar doğuruyor. Birincisi, Lübnan'daki kültürel mirasın yok olması, aynı coğrafyayı paylaşan Türkiye'nin tarihsel bağlarını zayıflatıyor. Osmanlı dönemine ait eserlerin hedef alınması, kültürel diplomasi açısından hassasiyet yaratıyor. İkincisi, bölgeye yönelik olası bir mülteci akını Türkiye'nin güvenlik ve göç politikalarını etkileyebilir. Üçüncüsü, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden bu hamlesi, Türkiye'nin Filistin ve Lübnan konusundaki diplomatik tutumunu güçlendirebilir. Ankara'nın UNESCO ve diğer uluslararası platformlarda kültürel yıkıma karşı daha aktif bir rol üstlenmesi bekleniyor.