İsrail'in Lübnan sınırında gerçekleştirdiği askeri yığınak ve Hizbullah hedeflerine yönelik artan operasyonları, Tahran ile Washington arasında yeniden canlandırılması planlanan nükleer anlaşmayı riske atıyor. Uzmanlara göre Lübnan'daki gelişmeler, ABD ile İran arasındaki hassas müzakereleri doğrudan etkileyebilir ve tüm bölgesel dengeleri altüst edebilir.
Gerilimin arka planı: Nükleer müzakereler ve Lübnan
İran ve ABD arasında 2015'te imzalanan ancak 2018'de ABD'nin tek taraflı çekilmesiyle rafa kalkan nükleer anlaşma, son aylarda yeniden masaya yatırılmıştı. Tarafların anlaşmaya varması halinde İran'a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılması ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılması öngörülüyor. Ancak İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a karşı başlattığı hava saldırıları ve kara operasyonları, bu süreci sekteye uğratma potansiyeli taşıyor.
Hizbullah, İran'ın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri ve Tahran'ın desteklediği silahlı yapılar arasında en etkilisi. İran, Hizbullah'a uzun yıllardır lojistik, mali ve askeri yardım sağlıyor. İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırıları, Tahran'ı doğrudan tehdit altında hissetmesine neden oluyor. Bu durum, İran'ın nükleer müzakerelerde daha katı bir tutum takınmasına veya geri adım atmasına yol açabilir.
Analistlere göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesine şiddetle karşı çıkıyor. Netanyahu, anlaşmanın İran'ın nükleer programını kalıcı olarak durdurmayacağını ve bölgesel güvenliği tehdit ettiğini savunuyor. Bu kapsamda İsrail, Lübnan'daki askeri operasyonlarıyla ABD-İran anlaşmasını baltalamaya çalışıyor olabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki çatışmalar sadece İsrail ve İran'ı değil, tüm bölgeyi etkileme potansiyeli taşıyor. Hizbullah'ın İsrail'e karşı misilleme yapması halinde, 2006'daki gibi geniş çaplı bir savaş yeniden patlak verebilir. Bu durumda Suriye, Irak ve Yemen'deki İran destekli gruplar da çatışmaya dahil olabilir. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı da risk altına girebilir.
Öte yandan ABD yönetimi, bir yandan İran ile nükleer diplomasiyi sürdürmeye çalışırken diğer yandan İsrail'in güvenliğini garanti altına almak zorunda. Başkan Joe Biden, İsrail'in kendini savunma hakkını tanıdığını defalarca vurguladı. Ancak Netanyahu hükümetinin Lübnan'da tırmandırdığı kriz, ABD'yi zor bir denge politikasına itiyor. Washington, hem Tahran'la masada kalmak hem de Tel Aviv'i sakinleştirmek için yoğun diplomatik çaba sarf ediyor.
Rusya ve Çin de gelişmeleri yakından izliyor. Moskova, Suriye'deki askeri varlığı nedeniyle Lübnan'daki durumdan doğrudan etkilenecek ülkeler arasında. Çin ise enerji kaynaklarına erişim ve bölgesel istikrar açısından tırmanışı endişeyle karşılıyor. Avrupa Birliği, nükleer anlaşmanın yeniden canlanmasını desteklese de İsrail'in Lübnan operasyonlarına karşı net bir pozisyon almakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve güvenlik dengeleri açısından kritik bir konumda olan Lübnan'da istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. İran ile ABD arasında olası bir nükleer anlaşma, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir rol oynayabilir ve bölgesel ticareti canlandırabilir. Ancak İsrail-Hizbullah çatışmasının tırmanması, Doğu Akdeniz'de yeni bir kriz yaratabilir. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran ile dengeli ilişkilerini korumak zorunda. Bu hassas süreçte Ankara, diplomasi kanallarını açık tutmaya ve tarafları itidal çağırmaya devam ediyor.