İsrail yetkilileri, işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Lod kentinde (Lydd) bulunan Al-Mahatta mahallesinde, 70’ten fazla Filistinli aileye evlerinin yıkılacağı gerekçesiyle tahliye emri tebliğ etti. Filistinli yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, söz konusu tahliye kararları, çoğu aile için çok kısa süreler içinde uygulanmak üzere verildi; bazı ailelere tanınan sürenin evlerini boşaltmak için yalnızca birkaç gün olduğu bildirildi. Bölgede yaşayan Filistinliler, İsrail makamlarının bu kararla birlikte zaten zorlaştırılmış yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdığını ve uluslararası hukuka aykırı şekilde yerinden edilmelerin sürdüğünü belirtiyor.
Lod'daki Filistinliler: On yıllardır süren baskı ve yıkım
Lod, 1948'deki Nakba (Büyük Felaket) sırasında Filistinlilerin büyük çoğunluğunun yerinden edildiği, ancak küçük bir topluluğun da kaldığı tarihi bir Filistin şehridir. Bugün Lod'da yaşayan Filistinli topluluk, İsrail'in içinde ayrımcı politikalarla karşı karşıya kalan ve sık sık ev yıkımlarıyla tehdit edilen bir azınlık durumundadır. Al-Mahatta mahallesi ise, İsrail Demiryolları'na ait eski bir istasyonun bulunduğu ve devletin 'kentsel dönüşüm' adı altında yeni yerleşim birimleri inşa etmeyi planladığı bir bölge olarak öne çıkıyor. Yerel sakinler, yıkım kararlarının ardında mahallenin tamamen kontrol altına alınması ve bölgedeki Filistin varlığının silinmesinin yattığını savunuyor.
Son haftalarda İsrail güçleri, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde de benzer tahliye ve yıkım kararlarını artırdı. Özellikle Ramazan ayı boyunca artan gerilim, uluslararası kamuoyunda tepkilere yol açtı. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, söz konusu uygulamaların Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini hatırlatıyor. Ancak İsrail, bu tür eylemlerin yasal olduğunu ve güvenlik gerekçelerine ya da imar izinlerinin verilmemesine dayandığını öne sürüyor.
Filistinli yetkililer ise, İsrail'in Lod'daki bu yeni tahliye dalgasını, Filistinlileri bölgeden tamamen çıkarmaya yönelik sistematik bir politika olarak değerlendiriyor. Filistin'in Birleşmiş Milletler Daimi Gözlemci Misyonu'ndan yapılan açıklamada, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayarak kitlesel yerinden edilmelere devam ettiği vurgulandı ve acil uluslararası müdahale çağrısında bulunuldu.
İsrail'in tahliye politikaları: Uluslararası tepkiler ve hukuki boyut
İsrail'in Filistin topraklarındaki ev yıkım ve tahliye politikaları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve İnsan Hakları Konseyi kararlarında defalarca kınanmış; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) de bu konuda ön inceleme başlatmıştır. Ancak İsrail'in başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin desteğini alması, bu kararların uygulanmasını engellemektedir. İnsan hakları örgütü İsrail Bilgi Merkezi B'Tselem, geçtiğimiz yıl yayımladığı raporda İsrail'in işgal altındaki topraklarda etnik temizlik yaptığını ileri sürerek, uluslararası topluma somut adımlar atılması çağrısında bulunmuştu.
Lod'daki mahalle sakinleri ise, tahliye kararlarına karşı hukuki mücadele başlatmış durumda. Ancak avukatlar, İsrail'in askeri mahkemelerinin Filistinlilere karşı açılan davalarda yüzde 99'un üzerinde aleyhte karar verdiğini, bu nedenle hukuki süreçlerin sonuç getirme ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. Uluslararası dayanışma grupları ise, bölgeye gönderdikleri aktivistlerle evlerin yıkımını engellemeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lod'daki bu tahliye kararları, Türkiye'nin yakından izlediği Filistin meselesinin bir parçası olarak önem taşıyor. Türkiye, uzun yıllardır Filistinlilerin haklarını savunmakta ve İsrail'in yerleşim politikalarını kınamaktadır. Bu gelişme, Türk dış politikasının geleneksel duruşuyla örtüşen bir şekilde, Ankara'nın uluslararası platformlarda Filistin davasına desteğini sürdürmesini gerektiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede artan nüfuzu ve Filistinli mültecilere yönelik insani yardım çalışmaları düşünüldüğünde, İsrail'in bu tür uygulamaları Türk-Arap kamuoyunda da tepkiyle karşılanmakta ve Türkiye'nin bölgesel aktör rolünü güçlendirmektedir. Türkiye'nin bu konudaki diplomatik girişimleri, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin halkının yanında yer alma kararlılığını da ortaya koymaktadır.