Yeni yayımlanan bir kitap, İsrail'in ABD'nin düşmanlarını nasıl etkisiz hale getirdiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, İsrail'in bölgesel rakiplerine karşı yürüttüğü operasyonlarla Washington'un güvenlik çıkarlarına nasıl hizmet ettiğini incelerken, bu ittifakın doğasını ve sınırlarını da tartışmaya açıyor. İsrail'in “Washington'un düşmanlarını öldürdüğü” iddiası, ikili ilişkilerin stratejik değerini yeniden gündeme getiriyor.
Kitabın ortaya koyduğu arka plan
Kitap, İsrail'in son yıllarda İran, Suriye ve Lübnan Hizbullahı gibi aktörlere karşı gerçekleştirdiği suikastlar, hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarına odaklanıyor. Yazar, İsrail'in bu eylemlerinin çoğu zaman ABD ile koordineli veya en azından ABD'nin zımni onayıyla yapıldığını öne sürüyor. Özellikle İran'ın nükleer programına yönelik sabotajlar ve üst düzey askeri yetkililerin öldürülmesi, kitabın merkezinde yer alıyor.
İsrail'in 2024 yılında Hamas ve Hizbullah liderlerine yönelik suikastları, bölgesel gerilimi artırırken, ABD yönetimi bu eylemleri açıkça desteklemese de askeri ve istihbarat işbirliğini sürdürdü. Kitap, bu tür operasyonların ABD'nin “kirli işlerini” yapma işlevi gördüğünü, ancak bunun bedelinin bölgesel istikrarsızlık olduğunu savunuyor. Ayrıca, İsrail'in ABD'den aldığı askeri yardımın boyutu ve bu yardımın hangi amaçlarla kullanıldığı da mercek altına alınıyor.
Yazar, İsrail'in ABD için vazgeçilmez bir müttefik olduğunu, çünkü bölgede ABD'nin doğrudan asker bulundurmadan etki yaratmasını sağladığını belirtiyor. Ancak bu ittifakın, ABD'nin uluslararası hukuk ve insan hakları taahhütleriyle çeliştiği durumlar da kitapta ele alınıyor. Özellikle Gazze'deki savaşta İsrail'in sivilleri hedef alan saldırıları, Washington'ın uluslararası alanda eleştirilmesine yol açtı.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in ABD ile ilişkisi, Orta Doğu'daki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. İran'ın nükleer anlaşmasından çekilme, Kudüs'ün başkent olarak tanınması ve Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (Abraham Accords) gibi adımlar, İsrail'in ABD'nin bölgesel stratejisindeki merkezi rolünü pekiştirdi. Ancak bu durum, Filistin meselesini çözümsüz bırakırken, Arap kamuoyunda ABD karşıtlığını artırdı.
Kitap, İsrail'in istihbarat servisi Mossad'ın, ABD'nin hedef aldığı kişilere yönelik operasyonlarda kilit rol oynadığını, hatta bazı durumlarda ABD'nin sağladığı istihbaratı kullandığını iddia ediyor. Bu tür işbirlikleri, iki ülke arasındaki derin bağları gösterirken, aynı zamanda İsrail'in ABD'nin “vekil gücü” olarak hareket ettiği eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Öte yandan, İsrail'in kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket ettiği ve ABD'yi zaman zaman zor durumda bıraktığı örnekler de mevcut.
Uluslararası hukuk açısından, İsrail'in suikastları ve askeri operasyonları sık sık tartışma konusu oluyor. ABD'nin bu eylemlere verdiği destek, insan hakları örgütleri ve bazı BM üyeleri tarafından eleştiriliyor. Kitap, bu ikilemi ve ABD'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini nasıl yönettiğini de analiz ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in ABD için stratejik bir müttefik olmasını, Orta Doğu'daki güç dengesi açısından yakından takip ediyor. İsrail'in ABD'nin düşmanlarını etkisiz hale getirme kapasitesi, Türkiye'nin bölgesel rakipleriyle (özellikle İran ve Suriye) olan ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, ABD-İsrail ittifakının Filistin meselesindeki tutumu, Türkiye'nin uluslararası platformlarda savunduğu Filistin davasıyla çelişiyor. Bu durum, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde zaman zaman gerginliğe yol açabilir. Türkiye, İsrail'in bölgesel agresifliğinin istikrarsızlığı artırmasından endişe ederken, kendi güvenlik çıkarları için İsrail ile istihbarat paylaşımı gibi konularda temkinli bir yaklaşım sergiliyor.