İsrail ve İran, iki aydır süren ateşkesin ardından 8 Haziran 2025 tarihinde ilk kez birbirlerine yönelik askeri saldırı düzenledi. İsrail'in İran'ın Suriye'deki hedeflerine yönelik hava saldırısına misilleme olarak İran'ın İsrail'e yönelik insansız hava aracı saldırısıyla başlayan çatışma, ABD Başkanı Donald Trump'ın taraflara itidal çağrısı yapmasına rağmen tırmandı. İsrail ve İran arasındaki bu doğrudan çatışma, özellikle ABD'nin İran'la nükleer müzakerelerinin çıkmaza girdiği bir dönemde gerçekleşmesi açısından dikkat çekiyor. FRANCE 24 muhabiri Douglas Herbert, bu gelişmenin bölgesel güvenlik dengeleri ve ABD politikaları üzerindeki olası yansımalarını analiz ediyor.
Gelişmenin arka planı ve çatışmanın seyri
İsrail ve İran arasındaki gerginlik, iki ay önce imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen devam ediyor. Son saldırılar, tarafların karşılıklı olarak birbirlerini anlaşmayı ihlal etmekle suçlamasının ardından geldi. İsrail, İran'ın Suriye'deki askeri varlığına yönelik operasyon düzenlediğini açıklarken, İran da bu saldırıya İsrail topraklarına yönelik insansız hava aracı saldırısıyla yanıt verdiğini duyurdu. Her iki taraf da verilen kayıpların sınırlı olduğunu belirtse de, bu durum bölgede yeni bir sıcak çatışma dalgası endişesini beraberinde getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, çatışmanın ardından yaptığı açıklamada tarafları itidale çağırdı ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaları yoğunlaştırdıklarını belirtti. Ancak uzmanlar, Trump'ın bu çağrılarının her iki taraf üzerinde de sınırlı etkisi olduğunu, zira İsrail ve İran'ın uzun vadeli stratejik hedeflerinin birbiriyle çeliştiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Nükleer müzakereler ve ABD politikası
Bu çatışma, İran'ın nükleer programına ilişkin ABD ile yürütülen müzakerelerin kritik bir aşamada olduğu bir döneme denk geldi. Müzakerelerde ilerleme kaydedilememesi, taraflar arasındaki güvensizliği artırırken, İsrail'in İran'ın askeri kapasitesini zayıflatma çabalarını hızlandırdığı yorumları yapılıyor. Uzmanlar, İsrail'in bu saldırıyla İran'a 'nükleer müzakerelerde fazla taviz vermemesi' yönünde bir mesaj göndermek istediğini düşünüyor.
Öte yandan, İran'ın bu saldırıya misilleme yapması, Tahran yönetiminin iç kamuoyuna ve bölgesel müttefiklerine güç gösterisi yapma ihtiyacıyla açıklanıyor. İran, özellikle Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah üzerinden bölgesel nüfuzunu korumaya çalışırken, doğrudan bir çatışmanın kendisi için riskli olabileceğinin de farkında. Ancak gelinen noktada, diplomatik kanalların tıkanması iki ülkeyi de askeri seçeneklere yöneltmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-İran arasındaki bu yeni gerilim, Türkiye'nin içinde bulunduğu Ortadoğu denkleminde doğrudan etkili olabilecek bir gelişme. İki ülke arasında yaşanacak sıcak bir çatışma, başta Suriye olmak üzere bölgedeki güç dengelerini altüst edebilir. Türkiye, özellikle Irak ve Suriye'de İran destekli gruplarla İsrail arasındaki çatışmaların bir parçası haline gelmek istemiyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve nükleer müzakerelerde yaşanan çıkmaz, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel ticaret yolları açısından riskleri artırıyor. Ankara’nın, tansiyonun düşürülmesi için hem İsrail hem de İran'la diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştığı bilinmekle birlikte, bu tür bir krizde arabulucu rolü üstlenmesi zorlaşıyor. Kısacası, yaşananlar Türkiye'nin çevresinde istikrarsızlık potansiyelini yükseltiyor.