İsrail, ABD ile İran arasında artan gerilimin ortasında stratejik bir belirsizlikle karşı karşıya. İsrailli yetkililere göre, mevcut durum bir tür ‘rahatsız edici belirsizlik’ yaratırken, tam teşekküllü bir savaş, İran’ın bölgesel tehditlerini etkisiz hale getiremeyen bir anlaşmadan daha tercih edilebilir görülüyor. Bu çerçevede Tel Aviv, Washington ile Tahran arasındaki krizi yakından izlerken, kendi güvenlik hesaplarını da yeniden gözden geçiriyor.
Stratejik Bekleyiş ve Askeri Hesaplar
İsrailli üst düzey güvenlik kaynakları, ABD’nin İran’a yönelik yaptırım ve askeri baskı politikasının, Tahran’ı müzakere masasına çekmekten çok, bölgesel bir çatışmayı tetikleme riski taşıdığını düşünüyor. İsrail, İran’ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Hamas vb.) nedeniyle varoluşsal bir tehdit algılarken, mevcut gerginliğin düşük yoğunluklu bir çatışmaya dönüşmesinden endişe ediyor. Yetkililer, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engelleyecek her türlü askeri müdahalenin, sürekli bir tehdit altında yaşamaktan daha az maliyetli olacağını savunuyor.
Ancak İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığının azalması ve Washington’un Çin’e odaklanması nedeniyle, tek başına harekete geçme konusunda da temkinli. ABD’nin İran’a karşı olası bir operasyonda İsrail’e ne kadar destek vereceği belirsizliğini korurken, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) olası senaryolar için hazırlıklarını sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Körfez ve Avrupa’nın Dengesi
ABD-İran gerilimi sadece İsrail’i değil, tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. Körfez ülkeleri, İran’ın petrol geçiş yollarını ve deniz güvenliğini tehdit etme potansiyeli nedeniyle endişeli. Suudi Arabistan ve BAE, İran’ın Yemen’deki Husilere desteği ve denizlerdeki tacizleri karşısında ABD’nin daha sert bir tutum almasını isterken, aynı zamanda bir savaşın ekonomik sonuçlarından da çekiniyor. Avrupa Birliği ise diplomatik çözümler ararken, ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikasının bölgeyi istikrarsızlaştırdığını düşünüyor. Bu kapsamda İsrail, ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda artan bir tehdit algısıyla karşı karşıya kalabilir.
Öte yandan İran, nükleer müzakereleri bir koz olarak kullanırken, sahadaki vekil güçleri aracılığıyla İsrail’e karşı hibrit savaş yöntemlerini devreye sokuyor. Suriye’deki İran yanlısı milisler, İsrail’in kuzey sınırında giderek daha aktif hale gelirken, Hizbullah’ın hassas füze stokları da İsrail için kırmızı çizgi olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi ve İsrail’in bu krizdeki pozisyonu, Türkiye’nin bölgesel politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran’la enerji ithalatı ve sınır güvenliği konularında yakın ilişki içinde olsa da, Tahran’ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı Ankara için de bir tehdit oluşturuyor. Olası bir savaş, Türkiye’nin güney sınırlarında yeni bir mülteci akınına ve enerji fiyatlarında ani yükselişe neden olabilir. Ayrıca, İsrail’in askeri bir harekatı, Türkiye’nin Filistin politikası ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri üzerinde de baskı yaratacaktır. Bu nedenle Ankara, krizin diplomatik yollarla çözülmesini tercih ederken, kendi güvenlik çıkarlarını da korumak için Rusya ve İran’la dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışıyor.