İsrail, son yılların en derin siyasi krizlerinden birini yaşıyor. Hükümetin yargı reformu girişimi, aylardır süren kitlesel protestolara yol açtı; toplum, laik ve dindar kesimler arasında âdeta ikiye bölünmüş durumda. Ancak bu sert çatışma görüntüsünün altında, İsrail toplumunun temel konulardaki geniş mutabakatı gözden kaçırılıyor. Yahudi üstünlüğü, işgal altındaki toprakların kontrolü ve ordunun kullanımı gibi meselelerde İsrail siyasetinin ana akımı arasında ciddi bir görüş ayrılığı bulunmuyor. Dolayısıyla, İsrail'in bir iç savaşın eşiğinde olduğu yönündeki değerlendirmeler, siyasi gerilimin boyutunu abartırken, asıl tehlikeli olanı göz ardı ediyor: Bu mutabakatın, Filistinlilerin haklarına yönelik sonuçları.
Siyasi krizin arka planı
Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, yargının yetkilerini sınırlayan yasa tekliflerini meclisten geçirmeye çalışıyor. Muhalefet ve geniş kitleler, bu düzenlemelerin demokratik dengeyi bozacağını savunuyor. Aylardır süren protestolarda yüz binlerce kişi sokağa döküldü; ordu içinde bile ihtiyat askerleri görev yapmayı reddedeceklerini açıkladı. Hükümetin bu adımı, İsrail'in kuruluşundan bu yana süregelen laik-demokratik gelenek ile dini-milliyetçi akımlar arasındaki gerilimi su yüzüne çıkardı.
Ancak bu kutuplaşma, İsrail toplumunun 'Yahudi devleti' anlayışı etrafında kenetlendiği gerçeğini değiştirmiyor. 1948'den bu yana süren işgal ve yerleşim politikaları, tüm büyük partilerin üzerinde uzlaştığı bir 'ulusal mutabakat' olarak varlığını sürdürüyor. İsrail siyasetindeki taraflar, Filistinlilere eşit vatandaşlık veya bağımsız bir Filistin devleti konusunda ciddi bir alternatif sunmuyor. Bu durum, İsrail'in iç tartışmalarının aslında 'ne kadar aşırı olunacağı' üzerine yürüdüğünü, ancak temel varsayımların sorgulanmadığını gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in iç siyasetindeki bu hareketlilik, sadece ülke içini ilgilendirmiyor. Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin hız kazanması, Gazze'ye yönelik abluka ve Doğu Kudüs'teki demografik değişim, bölgesel istikrarı doğrudan etkiliyor. Uluslararası toplumun Filistin meselesine olan ilgisi azalırken, İsrail'in bu politikalara yönelik iç muhalefeti de giderek zayıflıyor. Bu durum, iki devletli çözüm ihtimalini her geçen gün daha da zora sokuyor.
Küresel ölçekte ise, İsrail'in iç siyasi krizi, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere müttefikleriyle ilişkilerini de sınıyor. Washington yönetimi, Netanyahu hükümetine yönelik eleştirilerini artırırken, Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (Abraham Anlaşmaları) Filistin meselesini göz ardı eden bir zemin üzerine inşa edildi. Bu durum, bölgede yeni bir çatışma dalgasının fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin meselesine yönelik geleneksel duruşu açısından önem taşıyor. Ankara, tarihsel olarak Filistin davasını savunurken, son yıllarda İsrail ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini de geliştirme arayışında. İsrail'de artan aşırı milliyetçi politikalar, Doğu Akdeniz'de enerji iş birliği ve güvenlik konularında Türkiye-İsrail ilişkilerini zora sokabilir. Ayrıca, İsrail toplumundaki bu iç çatışmanın bölgesel istikrarsızlığa yol açması, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da doğrudan etkileyebilir. Dolayısıyla Türkiye'nin, İsrail'deki gelişmeleri yakından izlemesi ve Filistin halkının haklarını koruma yönündeki diplomatik çabalarını sürdürmesi beklenir.