İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria'da artan Yahudi yerleşimci şiddeti karşısında sorumluluğu reddediyor; ancak insan hakları örgütleri, bu şiddetin devlet destekli bir politikanın parçası olduğunu ve Filistinlileri yerinden etme ile toprakları ilhak etme amacı taşıdığını belirtiyor. Son aylarda köylerine baskın düzenlenen Filistinli topluluklar, yerleşimcilerin ve bazen de İsrail askerlerinin saldırılarına maruz kalıyor. BM verilerine göre, 2023'te Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti olaylarında ciddi artış yaşandı. İsrail hükümeti ise bu olayları 'marjinal grupların eylemleri' olarak nitelendiriyor ve kınadığını ifade ediyor. Ancak İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi (Btselem) gibi kuruluşlar, yerleşimcilerin yalnızca değil, aynı zamanda İsrail ordusunun da aktif katılımıyla gerçekleşen bu şiddetin sistematik olduğunu ve amacın Filistinlileri bölgeden sürmek olduğunu savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Batı Şeria, 1967'den beri İsrail tarafından işgal ediliyor ve uluslararası hukuka göre bu bölgedeki İsrail yerleşimleri yasa dışı kabul ediliyor. Buna rağmen, İsrail hükümetleri yıllar içinde yerleşim faaliyetlerini teşvik etti ve bugün bölgede yaklaşık 700 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. Bu yerleşimcilerin bir kısmı, 'dağların gençliği' olarak bilinen ve Filistinlilere karşı şiddet eylemlerine sık sık başvuran aşırı milliyetçi gruplardan oluşuyor. Bu gruplar, özellikle son iki yılda Gazze savaşının da etkisiyle daha cesur hale geldi. Örneğin, geçen ay Batı Şeria'nın kuzeyindeki bir Filistin köyü olan Huwara'da yerleşimciler, evleri ve arabaları ateşe verdi; bir Filistinli hayatını kaybetti. Benzer olayların sayısı, BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'ne (OCHA) göre 2022'den bu yana yüzde 50 arttı.
İsrail hükümeti, bu olayların ardından bazı yerleşimcileri gözaltına aldığını açıkladı; ancak eleştirmenler, hükümetin müdahalesinin yetersiz olduğunu ve hatta bazı bakanların yerleşimcilere açık destek verdiğini ifade ediyor. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, daha önce yaptığı açıklamalarda yerleşimcilerin meşru müdafaa hakkı olduğunu savunmuş ve Filistinlilere karşı sert bir tutum sergilenmesi gerektiğini dile getirmişti. Bu açıklamalar, hükümetin şiddeti kınamakla birlikte, yerleşimci grupları kışkırttığı yönünde yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki bu gerilim, sadece yerel bir mesele değil; bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiliyor. ABD yönetimi, İsrail hükümetine yerleşimci şiddetini durdurması konusunda çağrıda bulunuyor; ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümeti, aşırı sağ partilere dayandığı için bu çağrılara kulak vermekte isteksiz görünüyor. Avrupa Birliği ise yeni yerleşim inşaatlarını kınarken, bazı ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımların artırılmasını gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail'in yerleşim politikalarını defalarca kınadı; ancak ABD'nin vetosu nedeniyle bağlayıcı bir karar çıkmadı. Bu durum, uluslararası toplumun Filistin meselesinde etkisiz kaldığı eleştirilerini güçlendiriyor.
Yerleşimci şiddetindeki artış, Filistin yönetiminin otoritesini de zayıflatıyor; Filistinli gruplar, halkın güvenliğini sağlayamadığı gerekçesiyle yönetimi protesto ediyor. Bu da, radikal grupların güç kazanmasına ve bölgenin bir şiddet sarmalına sürüklenmesine yol açıyor. Öte yandan, Batı Şeria'daki istikrarsızlık, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik iki devletli çözüm umutlarını da büyük ölçüde zedeliyor. Uzmanlar, İsrail'in mevcut politikalarıyla Batı Şeria'nın fiilen ilhak edilmesinin kaçınılmaz olduğunu, bunun da bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek açısından önem taşıyor. Türkiye, uzun süredir Filistinlilerin haklarını savunuyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını kınıyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım çalışmalarını artırması ve Filistin yönetimiyle diplomatik temaslarını güçlendirmesi beklenebilir. Ayrıca, İsrail'in ilhak politikaları, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik stratejileri açısından da risk oluşturuyor; bu nedenle Ankara, uluslararası platformlarda Filistin'e yönelik daha etkili bir koruma mekanizması kurulması için girişimlerde bulunabilir. Bu durum, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir.