İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilere yönelik kolluk kuvveti yetkilerinin ordu ve sınır polisinden sivil polise devredilmesini öngören bir planı onayladı. Filistin yönetimi bu adımı 'uluslararası hukukun bariz bir ihlali' ve Batı Şeria'nın tamamen ilhakına yönelik bir adım olarak nitelendirdi. Planın uygulanmaya başlanması halinde, işgal bölgesindeki güvenlik mimarisinde önemli bir değişiklik yaşanacak.
Planın Ayrıntıları ve Kapsamı
İsrail Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, planın ilk aşamasında Batı Şeria'daki bazı bölgelerde (özellikle Ma'ale Adumim ve Kiryat Arba gibi büyük yerleşim blokları) İsrailli sivillere yönelik yasa uygulama yetkisi, İsrail Polisi'nin sorumluluğuna devredilecek. Şu anda bu görevi, bölgede konuşlu askeri birimler ve sınır polisi yürütüyor. Yetki devri, polisin sayısının artırılmasını ve lojistik altyapının güçlendirilmesini de kapsıyor.
Israel Katz, planın amacının 'Batı Şeria'daki İsrail vatandaşlarına daha iyi polis hizmeti sağlamak' olduğunu savundu. Ancak Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, bu adımı 'işgalin derinleştirilmesi' olarak değerlendirdi. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyna da yaptığı yazılı açıklamada, 'Bu karar, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler kararlarının açık bir ihlalidir. İsrail, işgal altındaki topraklarda yasa uygulama yetkisini genişleterek fiili ilhakı hızlandırmaktadır' ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre bu plan, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'daki idari yapıyı dönüştürme stratejisinin bir parçası. Daha önce İsrail'in yargı yetkisini Batı Şeria'daki yerleşimlere genişleten yasalar çıkarılmış, ancak kolluk kuvveti uygulamaları ordu kontrolünde bırakılmıştı. Polise devir, bölgenin İsrail'in iç hukukuna daha fazla entegre edilmesi anlamına geliyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 'İsrail'in işgal altındaki topraklarda tek taraflı adımları kabul edilemez. Bu tür uygulamalar iki devletli çözümü baltalamaktadır' dedi. Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland ise konunun yakından takip edildiğini belirtti.
Uluslararası hukuk açısından, Cenevre Sözleşmeleri'nin işgalci gücün işgal altındaki topraklarda kendi vatandaşlarına kendi hukukunu uygulamasını yasakladığı hatırlatılıyor. İsrail'in bu planı, bu kuralın ihlali anlamına geliyor. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı'nın 2004'teki duvar kararında da benzer ilkelere dikkat çekilmişti.
Filistin tarafı, bu gelişmenin Oslo Anlaşmaları'ndaki geçici yönetim düzenlemelerine de aykırı olduğunu vurguluyor. 1995 tarihli geçici anlaşmaya göre Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde güvenlik yetkileri Filistin Yönetimi'ne devredilmişti, ancak İsrail zamanla bu yetkileri yeniden üstlenmişti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Bu plan, İsrail'deki koalisyon hükümetinin aşırı sağcı kanadının baskısıyla gündeme geldi. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, yerleşimlerin genişletilmesi ve yasa uygulamanın İsrail polisine devredilmesini uzun süredir savunuyordu. Bu adım, İsrail'in aşırı sağ hükümetinin işgal politikalarını derinleştirme yönündeki kararlılığını gösteriyor.
Bölgede, özellikle Ürdün ve Mısır'ın tepkisi önemli. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, planın 'tehlikeli bir tırmanış' olduğunu ve 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini yineledi. Suudi Arabistan da benzer bir açıklama yaparak, İsrail'in bu tür adımlarının bölgesel barışı tehdit ettiğini duyurdu.
Batı Şeria'daki günlük yaşamda ise, İsrail polisinin yetkisinin artması, Filistinlilerle yaşanan çatışma riskini artırabilir. İnsan hakları örgütleri, İsrail polisinin Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamalarını belgeliyor; bu planın ayrımcılığı kurumsallaştırabileceği endişesi dile getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uluslararası platformlarda savunan ülkelerin başında geliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin İsrail'in işgal politikalarına yönelik eleştirilerini güçlendirecek bir mahiyette. Türk diplomasisi, iki devletli çözümün önemini vurgularken, İsrail'in tek taraflı adımlarının barış sürecini imkânsız hale getirdiğini sıkça dile getiriyor. Bu plan, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM nezdinde yapacağı girişimlerle gündeme taşınabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu açısından, Filistinlilerin haklarını savunmaya devam etmesi, Ankara'nın Arap kamuoyundaki itibarını korumasını sağlıyor. Uzun vadede, bu tür adımlar Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarında da belirleyici olabilir.