İsrail savaş uçakları, 25 Ekim 2024 tarihinde Lübnan'ın güneyinde yer alan birçok kasaba ve köye eş zamanlı hava saldırıları düzenledi. Saldırıların, İsrail ordusu tarafından Hizbullah mevzilerine yönelik olduğu açıklanırken, Lübnanlı kaynaklar sivil yerleşimlerin de vurulduğunu duyurdu. İlk belirlemelere göre en az 12 kişinin hayatını kaybettiği, 30'dan fazla kişinin yaralandığı saldırılarda, hastaneler bölgeye ambulans sevk etti. Saldırılar sırasında Beyrut'un güney banliyölerinde de patlama sesleri duyuldu.
Saldırıların Arka Planı ve Hedef Bölgeler
İsrail ordusu, sabah saatlerinde başlayan operasyon kapsamında Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye, Bint Cübeyl ve Tire kentlerine bağlı ondan fazla köyün vurulduğunu duyurdu. Ordu sözcüsü yaptığı açıklamada, hedeflerin Hizbullah'a ait silah depoları, komuta merkezleri ve roketatarlar olduğunu savundu. Ancak yerel kaynaklar, aralarında bir cami ve bir sağlık ocağının da bulunduğu sivil yapıların da isabet aldığını bildirdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, ölenler arasında 3 çocuğun da bulunduğunu, yaralıların bir kısmının durumunun ağır olduğunu açıkladı.
Saldırılar, Gazze'de 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmaların ardından İsrail-Lübnan sınırında tırmanan gerilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Hizbullah, geçtiğimiz haftalarda İsrail'in kuzeyine düzenlediği roket saldırılarını artırmış, İsrail is buna karşılık olarak Lübnan topraklarını hedef alan hava harekatını yoğunlaştırmıştı. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL), tarafları itidale çağırırken, sivil kayıpların arttığına dikkat çekti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tırmanan Gerilim ve Diplomasi Çabaları
Son saldırılar, ABD ve Fransa öncülüğünde yürütülen diplomatik girişimlerin tam ortasında geldi. Batılı ülkeler, İsrail ile Hizbullah arasında geçici bir ateşkes sağlanması için yoğun çaba harcarken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun uluslararası baskılara rağmen askeri operasyonları durdurma niyetinde olmadığı görülüyor. İran destekli Hizbullah ise, Gazze'de ateşkes sağlanmadan kendi cephesinde sükunete geçmeyeceklerini ifade ediyor.
Çatışmaların bölgesel yansımaları da endişe yaratıyor. Suriye ve Irak'taki İran yanlısı milis güçler, İsrail'e karşı ortak hareket etme sinyali verirken, Yemen'deki Husiler de Kızıldeniz'deki ticaret gemilerine yönelik saldırılarını sürdürüyor. Enerji piyasalarında ise, olası bir geniş çaplı savaş senaryosu petrol fiyatlarını yukarı çekiyor. Uzmanlar, çatışmanın kontrolden çıkması halinde Lübnan'da zaten derin olan ekonomik krizin daha da derinleşeceğini vurguluyor.
Lübnan Başbakanı Necip Mikati, İsrail'in saldırılarını kınayarak uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu. Mikati, 'Siviller hedef alınıyor, bu savaşın bir an önce durdurulması için BM Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesi şart' dedi. Arap Birliği de olağanüstü toplantı kararı alırken, Mısır ve Katar arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı.
Öte yandan, İsrail'in kuzey sınırında patlak veren çatışmalar, iki ülke arasında 2006 yılındaki savaştan bu yana en ciddi askeri karşılaşma olarak nitelendiriliyor. BM verilerine göre, sadece son bir ayda 100 binden fazla kişi Lübnan'ın güneyinden iç bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), insani durumun her geçen gün kötüleştiğini bildiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırıları, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Sınır komşusu olan iki ülke arasındaki çatışmanın tırmanması, bölgede istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin enerji projelerini ve ticaret yollarını tehdit edebilir. Ayrıca, olası bir mülteci dalgası Türkiye'nin zaten ağır olan göç yükünü daha da artırabilir. Türkiye, hem İsrail hem de Lübnan ve Hizbullah'la dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, bu tür bir krizde arabulucu rolü üstlenme potansiyeline sahiptir. Ancak son dönemde İsrail'le ticari ilişkilerin askıya alınması ve Ankara'nın Filistin davasına verdiği destek, Türkiye'nin pozisyonunu sınırlandırabilir. Bu gelişme, Türk dış politikasında Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki dengeleri yeniden değerlendirme ihtiyacını ortaya koyuyor.