İsrail Güvenlik Kabinesi, Gazze Şeridi'nde işgal altındaki bölgelerin dışında uluslararası bir gücün konuşlandırılmasına onay verdi. Bu karar, 7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ardından Gazze'nin gelecekteki yönetimine ilişkin tartışmaların ortasında geldi. Karar, İsrail'in güvenlik endişelerini gidermeyi amaçlayan bir dizi önlemin parçası olarak görülüyor. Ancak, uluslararası gücün görev kapsamı, silah taşıma yetkisi ve hangi ülkelerin bu güce katkı sağlayacağı henüz netleşmiş değil. Bu gelişme, bölgedeki dengeleri etkileyebilecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail Güvenlik Kabinesi'nin bu kararı, Gazze'deki çatışmaların başlamasından bu yana yapılan en kapsamlı güvenlik değerlendirmelerinden birinin sonucunda alındı. Savaşın başlangıcından bu yana İsrail, Gazze'nin kuzeyinden güneyine geniş bir kara operasyonu yürütüyor ve birçok bölgeyi işgal altında tutuyor. Ancak, işgal altındaki bölgeler dışında kalan bazı alanlarda güvenlik boşlukları oluştuğu ve bu durumun hem Filistinli siviller hem de İsrail güçleri için risk oluşturduğu belirtiliyor.
Uluslararası güç konuşlandırılması fikri, ilk olarak ABD ve bazı Arap ülkeleri tarafından gündeme getirilmişti. Bu gücün, Hamas'ın kontrolünden çıkarılan bölgelerde insani yardımların dağıtımını koordine etmesi, altyapıyı yeniden inşa etmesi ve istikrarı sağlaması öngörülüyor. Ancak, İsrail'in bu gücün kendi güvenlik ihtiyaçlarına saygı duyacağına dair güvence talep ettiği bildiriliyor. Kabinenin onayı, bu yönde atılmış somut bir adım olarak yorumlanıyor, ancak uygulama ayrıntılarının henüz tamamlanmadığı ifade ediliyor.
Kararın ardından açıklama yapan İsrail resmi kaynakları, uluslararası gücün varlığının geçici olacağını ve Gazze'nin kalıcı yönetim modelinin ancak müzakerelerle belirleneceğini vurguladı. Öte yandan, Hamas tarafından yapılan açıklamada, bu tür bir gücün "işgalin meşrulaştırılması" anlamına geldiği belirtilerek reddedildi. Filistin Yönetimi ise uluslararası gücün konuşlandırılmasına ihtiyatlı bir destek vererek, bunun Filistin egemenliğini güçlendirecek bir adım olması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, yalnızca İsrail-Filistin çatışmasının seyrini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiriyor. Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler, Gazze'ye uluslararası bir gücün konuşlandırılmasına temkinli yaklaşıyor. Bu ülkeler, böyle bir gücün kendi topraklarından yönetilmesine veya Filistinlilere baskı artıracak bir araç olarak kullanılmasına karşı çıkıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise bu planı dolaylı olarak desteklerken, iki devletli çözümün gerekliliğine vurgu yapıyor.
Küresel ölçekte, ABD Yönetimi bu kararı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Beyaz Saray sözcüsü, uluslararası gücün Gazze'de istikrarı sağlayabileceğini ve insani krizin hafifletilmesine katkıda bulunabileceğini ifade etti. Avrupa Birliği ise bu girişime katılabileceğini sinyallerini verdi, ancak katılımcı ülkelerin belirlenmesinin ardından net bir tutum alacağı belirtiliyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı ise henüz resmi bir açıklama yapmadı. Rusya ise bu planı "Gazze'nin işgalinin kalıcı hale getirilmesi riski" olarak nitelendirdi.
Uluslararası gücün konuşlandırılması, Gazze'deki insani yardım dağıtımının iyileştirilmesi, temel hizmetlerin yeniden tesisi ve güvenlik boşluklarının doldurulması açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak bu gücün yetki sınırları, hangi ülkelerin katkı sağlayacağı ve ne kadar süre kalacağı gibi sorular hala cevapsız. Uzmanlar, bu belirsizliklerin planın uygulanmasında ciddi engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, İsrail'in "işgal altındaki bölgeler" ifadesi ile hangi alanları kastettiği konusunda net bir tanımlama yapılmamış olması, ileride yaşanabilecek anlaşmazlıkların habercisi olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin politikası ve bölgesel güvenlik yaklaşımı açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, geçmişten bu yana Filistinlilerin haklarını savunan ve iki devletli çözümü destekleyen bir duruş sergiliyor. Ancak, uluslararası bir gücün Gazze'de konuşlanması, Ankara'nın bu süreçteki rolünü etkileyebilir. Türkiye'nin, bu gücün oluşumunda aktif bir rol üstlenmesi veya süreci dışarıdan takip etmesi, bölgesel nüfuz açısından belirleyici olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atması, bu kararın Türk dış politikasında nasıl yankı bulacağına dair soruları gündeme getiriyor. Ankara'nın, Gazze'deki insani durumun iyileştirilmesi ve Filistin devletinin kurulmasına yönelik kalıcı bir çözüm bulunması çağrılarını sürdürmesi bekleniyor.