İsrail ordusu ve silahlı yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin köylerine eş zamanlı baskınlar düzenledi. Olaylar sırasında çok sayıda Filistinlinin gözaltına alındığı, evlerin arandığı ve tarım arazilerine zarar verildiği bildirildi. Baskınlar, özellikle Nablus, El-Halil ve Cenin bölgelerinde yoğunlaştı. Filistin Sağlık Bakanlığı, çatışmalarda yaralananlar olduğunu ancak can kaybı yaşanmadığını açıkladı. İsrail güçleri ise operasyonların 'terör faaliyetlerini engelleme' kapsamında yapıldığını savundu.
Baskınların arka planı ve detayları
İsrail ordusu, son haftalarda Batı Şeria'da güvenlik önlemlerini artırdı. Özellikle gece saatlerinde düzenlenen baskınlarda, Filistinli gençlerin hedef alındığı belirtiliyor. Yerleşimci grupların da orduya eşlik etmesi, uluslararası toplumda endişe yaratıyor. Birleşmiş Milletler, yerleşimci şiddetinin son bir yılda %50 arttığını rapor etmişti. Bu baskınlar, İsrail hükümetinin yeni yerleşim birimleri inşa etme kararının ardından geldi. Filistin Yönetimi, olayı 'savaş suçu' olarak nitelendirirken, ABD ve AB'den temkinli tepkiler geldi.
Baskınlarda kullanılan taktikler arasında evlerin kapılarının patlayıcılarla açılması, kadın ve çocukların sorgulanması ve bazı ailelerin rehin tutulması yer alıyor. İsrail insan hakları örgütü B'Tselem, bu uygulamaların uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti. Ayrıca, yerleşimcilerin Filistinli çiftçilere ait zeytin ağaçlarını kestiği ve bağları ateşe verdiği yönünde görüntüler sosyal medyada yayıldı.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Hamas ve İslami Cihat gibi gruplar, baskınlara karşılık verme tehdidinde bulundu. Mısır ve Ürdün, taraflara itidal çağrısı yaparken, Suudi Arabistan da endişesini dile getirdi. Öte yandan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail hakkında yürüttüğü savaş suçu soruşturması, bu olaylarla birlikte yeniden gündeme gelebilir. ABD'nin tutumu kritik önem taşıyor; Biden yönetimi, İsrail'e desteğini sürdürmekle birlikte, yerleşimci şiddetine karşı daha sert bir dil kullanmaya başladı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) konuyla ilgili acil toplantı talep edildi. Ancak ABD'nin veto yetkisi nedeniyle kapsamlı bir yaptırım kararı çıkması beklenmiyor. Rusya ve Çin ise İsrail'i kınayan açıklamalar yaptı. Bölgedeki tansiyon, İran'ın nükleer müzakereleri ve Lübnan'daki siyasi krizle birleşince Ortadoğu'da yeni bir istikrarsızlık dalgasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde bu baskınları kınayan ilk ülkelerden oldu. Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulayarak, tarafları sağduyuya davet etti. Türkiye'nin bölgede artan nüfuzu, özellikle Gazze'deki insani kriz ve Kudüs'ün statüsü konularında söz sahibi olmasını gerektiriyor. Bu gelişme, Ankara'nın Filistin yönetimiyle ilişkilerini güçlendirme ve İsrail'e yönelik diplomatik baskıyı artırma fırsatı sunuyor. Ancak Türkiye'nin İsrail'le son dönemde normalleşme adımları, bu tür olaylarda çizilecek çizgiyi hassaslaştırıyor. Türkiye, hem Filistinli gruplarla hem de İsrail'le diyaloğu sürdürerek, bölgesel istikrara katkıda bulunmaya çalışıyor.