İsrail askerleri ve silahlı yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli kentlerinde camilere yönelik koordineli saldırılar düzenliyor. Filistinli görgü tanıkları, güvenlik güçlerinin ibadethanelere gece yarısı baskınlar yaptığını, kapıları kırıp içeri girdiğini, hoparlör sistemlerine zarar verdiğini ve bazı dini kitaplara el koyduğunu belirtiyor. Saldırıların, son dönemde artan yerleşimci şiddeti ve Filistin köylerine yönelik baskılarla eş zamanlı ilerlemesi, bölgede tansiyonun tehlikeli bir noktaya ulaştığına işaret ediyor.
Saldırıların Detayları ve Görgü Tanıklarının İfadeleri
Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nablus kentine bağlı Huvara köyünde yaşayanlar, geçtiğimiz hafta bir gece yarısı operasyonuyla caminin basıldığını aktardı. Görgü tanığı Ahmed Ebu Rida, "Askerler minareye çıkarak gençleri gözaltına aldı, ardından cami içinde arama yaptı. Kuran-ı Kerim nüshalarını ve kitapları yere saçtılar. Bu, sadece bir kez yaşanan bir olay değil; köylerimizde sürekli tekrarlanan bir korku haline geldi" dedi. Benzer saldırıların El-Halil'in kırsal bölgelerinde, Beytüllahim'in doğusundaki El-Ubeydiye'de ve Tubas kırsalındaki Akaaba beldesinde de yaşandığı bildirildi.
İsrail ordu sözcülüğünden yapılan açıklamada ise operasyonların "terörle mücadele kapsamında" gerçekleştirildiği savunuldu. Ancak Filistinli yetkililer, bu müdahalelerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve ibadet özgürlüğünün açıkça engellendiğini belirtiyor. Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "İsrail güçleri, camilerimizi kışlaya çevirmeye çalışıyor. Bu, Filistin halkının kutsal değerlerine yönelik sistematik bir saldırıdır" ifadelerine yer verildi. Saldırılarda gözaltına alınan Filistinlilerin sayısı son bir haftada 30'u aşarken, 12 caminin hasar gördüğü kaydedildi.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılının başından bu yana Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırıların sayısı 400'ü aşmış durumda. Bu saldırılarda en az 10 Filistinli yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi yaralandı. Camilere yönelik baskınlar ise son dönemde artış gösteren ve ayrı bir kategoride değerlendirilen bir vahamet boyutu oluşturuyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Camilere yönelik saldırılar, uluslararası toplumda da geniş yankı buldu. ABD Dışişleri Bakanlığı, olaylara ilişkin "derin endişe" duyduğunu açıklarken, İsrail hükümetine itidal çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "İbadethanelere saygı gösterilmesi, uluslararası hukukun temel bir gereğidir. Saldırıların kınandığını ve tarafları sükunete davet ettiğimizi bildiriyoruz" ifadelerini kullandı. Öte yandan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in sözcüsü de konuya dair yazılı bir açıklama yaparak "dini mekanların korunması gerektiğini" vurguladı.
Olayların hukuki boyutuna dikkat çeken uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'in 4. Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini belirtiyor. Sözleşme'nin 53. maddesi, işgalci gücün, askeri zorunluluklar dışında mal ve mülke zarar vermesini yasaklıyor. İsrail'in bu maddeyi sıklıkla ihlal ettiğini savunan örgütler, cami baskınlarının da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) devam eden soykırım davası kapsamında da bu tür eylemlerin, Filistinlilere yönelik sistematik baskının bir parçası olarak ele alınabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikasının geleneksel olarak öncelik verdiği Kudüs ve Mescid-i Aksa eksenli Filistin davasındaki duyarlılığı doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bu tür saldırıları kınayacak ve uluslararası platformlarda Filistin'in yanında yer alacaktır. Ancak son dönemde İsrail ile ilişkileri normalleştirme çabaları yürüten Ankara'nın, bu tür olaylar karşısında izleyeceği politika, bölgedeki dengeler ve iç kamuoyu açısından önem taşıyor. Ayrıca Doğu Akdeniz'de İsrail ile enerji işbirliği fırsatları gündemdeyken, Filistin'deki hak ihlallerinin artması, Türk hükümetinin bu iki alan arasında nasıl bir denge kuracağı sorusunu gündeme getiriyor. Türkiye'nin, İslam dünyasında liderlik rolü üstlenme hedefi göz önüne alındığında, bu tür saldırılara karşı güçlü bir diplomatik tepki vermesi ve Filistinlilere insani destek sağlaması bekleniyor.