İsrail ordusu, Hamas'ın silahsızlanmaya yanaşmaması nedeniyle Gazze Şeridi'nde yeni bir kara harekâtı başlatmaya hazırlanıyor. İsrail'in Yedioth Ahronoth gazetesinin 16 Eylül Çarşamba günü yayımladığı habere göre, askeri yetkililer Güney Komutanlığı bünyesinde kapsamlı bir kara operasyonu planlamasını tamamladı. Haberde, ordunun mevcut durumda Hamas'ın silah bırakma yönünde herhangi bir adım atmadığını ve bu nedenle yeni bir askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geldiğini değerlendirdiği belirtildi.
Operasyonun Arka Planı ve Askeri Hazırlıklar
Yedioth Ahronoth'un askeri muhabirlerine dayandırdığı habere göre, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Güney Komutanlığı, Gazze Şeridi'nin kuzeyinde ve orta kesimlerinde yoğunlaşacak bir kara harekâtı için hazırlıklarını hızlandırdı. Ordu birliklerinin konuşlandırılması, zırhlı araçların ve istihkam birliklerinin sınır hattına sevkiyatı gibi lojistik düzenlemelerin tamamlandığı ifade ediliyor. Ayrıca, hava kuvvetlerinin kara birliklerine destek verecek şekilde alarm durumuna geçirildiği, deniz kuvvetlerinin de kıyı şeridinde abluka ve ateş desteği görevlerini sürdüreceği belirtildi.
İsrail yönetimi, Hamas'ın elindeki silahları bırakmamasını ve rehinelerin serbest bırakılması konusunda somut bir ilerleme sağlanamamasını gerekçe göstererek diplomatik kanalların tükendiğini savunuyor. Haberde, ordunun son haftalarda Gazze sınırında yaptığı yığınaklanmanın arttığı, birliklerin eğitim tatbikatlarını yoğunlaştırdığı ve istihbarat birimlerinin Hamas'ın altyapısına yönelik hedef listelerini güncellediği kaydedildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun güvenlik kabinesine yeni operasyon planını sunduğu ve kabinenin prensipte onay verdiği ancak nihai kararın önümüzdeki günlerde alınacağı öne sürüldü.
Öte yandan, uluslararası arabulucuların (Katar, Mısır ve ABD) ateşkes ve esir takası konusundaki çabaları sürüyor. Ancak Yedioth Ahronoth, Hamas'ın silahlı kanadının silahsızlanma talebini reddettiğini ve İsrail'in güvenlik garantileri konusunda tatmin edici bir yanıt alamadığını yazdı. Bu durum, İsrail kamuoyunda ve siyasi arenada yeni bir kara harekâtı beklentisini güçlendirmiş durumda. Askeri analistler, olası bir operasyonun önceki harekâtlardan farklı olarak daha geniş bir alanı kapsayabileceğini ve şehir savaşına dayalı uzun süreli bir çatışma riski taşıdığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in yeni bir kara harekâtı hazırlığı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan istikrarı daha da sarsma potansiyeli taşıyor. Gazze'deki tansiyonun yükselmesi, Lübnan sınırında Hizbullah ile yaşanan düşük yoğunluklu çatışmaları yeniden alevlendirebilir. İran, Hamas ve Hizbullah'a verdiği destekle biliniyor ve Tahran'ın olası bir kara operasyonuna karşılık verme ihtimali bölgesel bir tırmanma riskini artırıyor. Ayrıca, Kızıldeniz'deki Husi saldırıları ve İran'ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü baskı politikası, çatışmanın daha geniş bir alana yayılma olasılığını gündemde tutuyor.
Uluslararası toplum, olası bir kara harekâtının sivil kayıpları artıracağı ve insani krizi derinleştireceği endişesini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, Gazze'de zaten kötüleşen insani koşulların daha da vahim bir hal alacağı uyarısında bulunuyor. ABD yönetimi ise İsrail'in meşru müdafaa hakkını tanımakla birlikte, operasyonun kapsamı ve sivil kayıpların minimize edilmesi konusunda İsrail'e çağrıda bulunuyor. Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise İsrail'e yönelik eleştiriler ve olası yaptırım tartışmaları yeniden gündeme gelebilir.
Bölgesel aktörlerden Türkiye, Mısır ve Katar, ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Mısır, Refah Sınır Kapısı üzerinden yardım koridorunun açık tutulması için çaba harcarken, Katar ise Hamas ile İsrail arasındaki dolaylı müzakerelerde arabuluculuk rolünü sürdürüyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve karşılıklı sert söylemler, kalıcı bir ateşkesin önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'de olası bir kara harekâtı, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Filistin davasını destekleyen tutumunu sürdürerek İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirebilir ve uluslararası platformlarda insani ateşkes çağrılarını yineleyebilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırabilir; özellikle Suriye ve Irak'taki İran yanlısı grupların hareketlenmesi Ankara'nın sınır güvenliği politikalarını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Ekonomik açıdan ise çatışmanın uzaması enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığı üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye'nin arabuluculuk rolü ise sınırlı kalmakla birlikte, bölgesel diplomaside etkinliğini koruma çabası sürecektir.