İsrail yönetimi, işgal altındaki Doğu Kudüs'te faaliyet gösteren İngiliz Konsolosluğu'nu kapattı. İngiliz hükümeti, konsolosluğun kapatılmasına rağmen bölgedeki varlığını sürdüreceğini ve Filistinlilere yönelik hizmetlerin devam edeceğini duyurdu. Karar, İsrail'in Doğu Kudüs'teki diplomatik temsilciliklere yönelik tutumunun bir parçası olarak değerlendiriliyor.
İngiliz Konsolosluğunun Kapatılması: Arka Plan
Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu, uzun yıllardır Filistinlilere yönelik hizmet veren ve İngiltere'nin bölgedeki diplomatik varlığını simgeleyen bir kurumdu. İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından Doğu Kudüs'ü işgal etmiş ve buradaki tüm diplomatik misyonların İsrail Dışişleri Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyet göstermesini talep etmişti. İngiltere ise konsolosluğun statüsünü Filistin topraklarındaki temsilcilik olarak korumuştu. İsrail'in son kararı, bu statüyü tanımadığını ve Doğu Kudüs'te İsrail yasalarına tabi olmayan bir diplomatik misyon kabul etmeyeceğini gösteriyor.
İngiliz hükümeti, konsolosluğun kapatılmasının ardından yaptığı açıklamada, "İngiltere'nin Doğu Kudüs'teki varlığı devam edecek ve Filistin halkına yönelik hizmetlerimiz sürecek" ifadelerini kullandı. Ancak konsolosluğun kapatılması, İngiltere'nin bölgedeki diplomatik kapasitesini önemli ölçüde sınırlayabilir. İngiltere, İsrail'in kararına resmi bir tepki vermekten kaçındı ve konuyu İsrail makamlarıyla görüşmeye devam edeceğini belirtti.
İsrail Dışişleri Bakanlığı ise kararın egemenlik hakları çerçevesinde alındığını savundu. Bakanlık sözcüsü, "Doğu Kudüs, İsrail'in başkentinin ayrılmaz bir parçasıdır ve burada faaliyet gösteren tüm yabancı misyonlar İsrail yasalarına uymak zorundadır" dedi. İsrail, daha önce de bazı ülkelerin Doğu Kudüs'teki temsilciliklerini kapatmaya zorlamıştı. Bu karar, İsrail'in yerleşim politikalarını ve Kudüs üzerindeki egemenlik iddialarını pekiştirme çabasının bir yansıması olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Doğu Kudüs'teki diplomatik misyonların kapatılması, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bir adım. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 478 sayılı kararı, İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak etmesini geçersiz sayıyor ve tüm ülkelerden bu karara uymasını talep ediyor. Ancak İsrail, bu kararı tanımadığını defalarca açıkladı. İngiltere'nin konsolosluğu kapatma kararına sessiz kalması, Batılı ülkelerin İsrail'in Kudüs politikalarına karşı tutumundaki çelişkileri gözler önüne seriyor.
İngiltere, Filistin meselesinde tarihsel olarak önemli bir aktör. 1917 Balfour Deklarasyonu ile Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasını desteklemiş, 1948'de İsrail'in kuruluşunu tanımıştı. Ancak Doğu Kudüs'ü işgal altındaki toprak olarak görüyor ve buradaki Filistinlilere yönelik insani yardımlarını sürdürüyordu. Konsolosluğun kapatılması, İngiltere'nin bölgedeki insani ve diplomatik faaliyetlerini zorlaştırabilir. Özellikle Filistinlilere yönelik vize, pasaport ve yardım hizmetleri aksayabilir.
Avrupa Birliği ve ABD, konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak diplomatik kaynaklar, Batılı ülkelerin İsrail'in bu tür adımlarını endişeyle izlediğini belirtiyor. İsrail'in Doğu Kudüs'teki diplomatik misyonlara yönelik baskısı, uluslararası toplumun Kudüs'ün statüsüne ilişkin tutumunu yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Filistin yönetimi ise kararı "uluslararası hukukun ihlali" olarak nitelendirdi ve İngiltere'yi daha güçlü bir tepki vermeye çağırdı.
İngiltere'nin konsolosluğu kapatma kararına rağmen bölgede kalmayı sürdüreceğini açıklaması, diplomatik olarak ne anlama geliyor? Uzmanlar, İngiltere'nin Doğu Kudüs'teki varlığını başka bir binaya taşıyarak veya İsrail'in onayladığı bir statüde sürdürebileceğini belirtiyor. Ancak bu durumda bile, Filistinlilere yönelik hizmetlerin İsrail denetiminde yürütülmesi riski var. İngiltere, bu konuda İsrail ile müzakerelere devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Kudüs'ün işgal altında olduğunu ve Filistin devletinin başkenti olması gerektiğini savunuyor. İsrail'in İngiliz Konsolosluğu'nu kapatması, Ankara'nın Kudüs politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, bölgede Filistinlilere yönelik diplomatik ve insani desteğini sürdürüyor. Bu gelişme, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan tutumunu bir kez daha gösteriyor ve Türkiye'nin Filistin davasına verdiği önemi pekiştiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki temsilcilikleri için de benzer bir baskı riski oluşturabilir. Ankara'nın, uluslararası platformlarda İsrail'in bu tür adımlarına karşı daha aktif bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.