İsrailli akademisyenler tarafından hazırlanan kapsamlı bir araştırma raporu, Gazze Şeridi’nde yaşanan kıtlığın kasıtlı bir politikanın sonucu olduğunu ortaya koydu. Middle East Eye’ın aktardığı rapora göre, İsrail’in Gazze’ye yönelik uyguladığı gıda, su ve tıbbi malzeme ambargosu, yerinden edilmiş yüz binlerce Filistinliyi kasten açlığa mahkûm etti. Araştırmada, İsrail hükümetinin savaşın ilk haftalarından itibaren insani yardımları sistematik olarak engellediği, yakıt ve elektrik kesintileriyle gıda üretimini ve dağıtımını durdurduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca, sivil nüfusun hedef alındığı ve açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanıldığı iddia ediliyor. Bu bulgular, uluslararası toplumun Gazze’deki insani krize müdahalesini yeniden sorgulatıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Rapor, 7 Ekim’de başlayan Hamas-İsrail çatışmalarının ardından Gazze’ye yönelik uygulanan tam ablukanın sonuçlarını mercek altına alıyor. Akademisyenlere göre, İsrail yalnızca gıda, su ve ilaç girişini kısıtlamakla kalmadı; aynı zamanda tarım arazilerini hedef alarak, balıkçılık faaliyetlerini yasaklayarak ve su arıtma tesislerini tahrip ederek bölgenin kendi kendini besleme kapasitesini de ortadan kaldırdı. Raporda, Gazze’deki nüfusun %80’inden fazlasının gıda yardımına bağımlı hale geldiği ve çocuklar ile yaşlılar arasında akut beslenme yetersizliğinden kaynaklanan ölümlerin arttığı belirtiliyor. İsrail ordusunun, insani yardım konvoylarını engellemekle kalmayıp, bazı durumlarda yardım dağıtım noktalarını bile hedef aldığı kaydediliyor. Bu durum, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların defalarca uyarılarına rağmen devam etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze’deki kıtlık iddiası, bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiliyor. Mısır, Katar ve Türkiye gibi bölgesel aktörler, insani yardımların ulaştırılması için arabuluculuk çabalarını sürdürürken, ABD ve Avrupa Birliği’nin İsrail’e yönelik askeri ve siyasi desteği eleştirilerin odağında. Raporda, uluslararası toplumun bu duruma duyarsız kalmasının, uluslararası insancıl hukukun ve Cenevre Sözleşmeleri’nin ihlali anlamına geldiği vurgulanıyor. Özellikle, açlığın bir savaş suçu olarak tanımlanması, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) bu konuda harekete geçmesi gerektiği yönünde çağrıları artırıyor. Raporda ayrıca, krizin Filistin topraklarının uzun vadeli istikrarı ve bölgedeki barış süreci üzerinde yıkıcı etkiler yaratabileceği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze’ye yönelik insani yardımları ve Filistin’e verdiği diplomatik destekle bölgede kilit bir rol oynuyor. Bu rapor, Türkiye’nin İsrail’e yönelik eleştirilerini güçlendirecek ve uluslararası alanda Gazze’deki krize dikkat çekme çabalarını meşrulaştıracaktır. Türkiye’nin arabuluculuk ve insani yardım misyonu, bu tür raporlarla daha fazla uluslararası destek bulabilir. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ve ticaret alanında İsrail ile ilişkilerini yeniden şekillendirme sürecinde, bu bulguların Ankara’nın elini güçlendirmesi bekleniyor. Ortadoğu’da istikrarsızlığın artması, Türkiye için güvenlik tehditleri oluştursa da, insani alandaki liderliği ülkenin bölgesel itibarını pekiştiriyor.