İsrail, Pazar günü Beyrut’un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi; saldırıda üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. İsrail ordusu, operasyonun Hizbullah’ın kuzey İsrail’e yönelik roket ve havan atışlarına karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. Saldırı, aynı gün içinde İsrail’in güney Lübnan’da geniş çaplı bombardımanıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu gelişme, taraflar arasında ateşkesin yeniden tesis edilmesine yönelik beklentilerin olduğu bir dönemde gerilimi daha da tırmandırdı.
Çatışmaların arkaplanı ve tırmanış
İsrail ve Hizbullah arasındaki gerginlik, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırmasının ardından Lübnan sınırında düşük yoğunluklu çatışmalarla başlamıştı. Hizbullah, Gazze’deki savaşa destek vermek amacıyla İsrail’e yönelik sınırlı saldırılar düzenlerken, İsrail de Lübnan topraklarını hedef alan misillemeler yapıyordu. Ancak son haftalarda tırmanan çatışmalar, İsrail ordusunun Beyrut’a doğrudan hava saldırısı düzenlemesiyle yeni bir boyut kazandı. Hizbullah’ın Pazar günü İsrail’in kuzeyindeki askeri noktalara yönelik yoğun roket salvosu, İsrail’in sert yanıtını tetikledi. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hizbullah’a ait birkaç fırlatma rampasını ve mühimmat deposunu imha ettiklerini duyurdu.
Lübnan’da 1975-1990 iç savaşından bu yana en ağır çatışmalardan biri yaşanırken, Beyrut’un güney banliyöleri Hizbullah’ın kalesi olarak biliniyor. Saldırı, sivillerin yoğun olarak yaşadığı bu bölgede paniğe yol açtı; birçok aile evlerini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, hayatını kaybedenlerin sayısının daha da artabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, zaten kırılgan olan Orta Doğu’daki güç dengesini daha da sarsıyor. ABD ve Fransa başta olmak üzere Batılı ülkeler, İsrail ile Hizbullah arasında tam ölçekli bir savaşın bölgeyi felakete sürükleyeceği uyarısı yaparken, diğer yanda İran’ın Hizbullah’a verdiği askeri destek, çatışmanın İran-İsrail gerilimine dönüşme riskini artırıyor. Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısında bulunurken, ateşkes müzakerelerinin başarısızlığa uğraması, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının da şiddetlenmesine yol açtı. Lübnan’daki siyasi ve ekonomik kriz, çatışmaların toplum üzerindeki yıkıcı etkisini daha da derinleştiriyor. Uzmanlar, bir İsrail-Hizbullah savaşının, 2006’daki savaştan çok daha yıkıcı olabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bölgedeki istikrarsızlığın doğrudan etkilenebileceği ülkelerden biri. İsrail-Hizbullah çatışmasının tırmanması, Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanlarına ilişkin dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ve İran ile ilişkileri düşünüldüğünde, geniş çaplı bir çatışma Türkiye’nin güney sınırında yeni bir mülteci akınına yol açabilir. Ekonomik olarak, bölgedeki gerilim enerji fiyatlarını artırarak Türkiye’nin cari açığı üzerinde baskı yaratabilir. Ankara’nın şimdiye kadar sergilediği dengeli tutum, hem İsrail hem de Hizbullah’la diyaloğu sürdürme çabası olarak görülüyor; ancak çatışmanın yayılması, Türkiye’yi daha aktif bir arabuluculuk veya güvenlik önlemi almaya zorlayabilir.