İsrail makamları, Batı Şeria'nın güneyinde, Beytüllahim'in doğusunda yer alan Cebel el-Füreydis (Herodion) bölgesinde Filistinlilere ait yaklaşık 74 dönüm (300 dönüm) özel mülk arazinin müsadere edilmesine yönelik askeri bir emir yayımladı. Filistin Yönetimi'ne bağlı Duvar ve Yerleşimlerle Mücadele Komisyonu'nun yaptığı açıklamaya göre, söz konusu karar bölgedeki Filistinli toprak sahiplerinin mülkiyet haklarını ihlal etmekte ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Komisyon, bu adımın İsrail'in işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetlerini genişletme politikasının bir parçası olduğunu vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
Duvar ve Yerleşimlerle Mücadele Komisyonu, İsrail ordusunun yayımladığı müsadere emrinin, Judea ve Samaria Bölge Planlama Komitesi'nin geçtiğimiz haftalarda Herodion bölgesinde 790 yeni yerleşim birimi inşa edilmesini onaylamasının ardından geldiğini belirtti. Bu karar, İsrail'in 1990'lı yıllardan bu yana bölgede attığı en büyük adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Filistinli yetkililer, bu tür müsadere işlemlerinin iki devletli çözüm vizyonunu baltaladığını ve barış sürecine onarılamaz zararlar verdiğini ifade ediyor. ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası aktörler, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini defalarca kınamış olsa da, İsrail hükümeti bu tür adımları güvenlik gerekçeleriyle savunmaya devam ediyor.
Beytüllahim'in doğusunda yer alan Herodion bölgesi, hem tarihi hem de stratejik öneme sahip bir konumda bulunuyor. Büyük Hirodes'in anıt mezarına ev sahipliği yapan bu tepe, Kudüs'ün yaklaşık 12 kilometre güneyinde yer alıyor. İsrail'in bu bölgeyi kontrol altına alma çabaları, Kudüs çevresindeki Yahudi yerleşimlerini birbirine bağlamayı ve Filistin topraklarının bütünlüğünü parçalamayı amaçlıyor olarak yorumlanıyor. Filistin Yönetimi, bu tür müsadere emirlerine karşı uluslararası hukuk yollarına başvurmayı planladığını duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri, uzun yıllardır bölgesel ve küresel düzeyde en tartışmalı konulardan biri olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında yürüttüğü yerleşim faaliyetlerini 'uluslararası hukukun açık bir ihlali' olarak tanımlıyor. Buna rağmen, İsrail hükümeti yerleşim inşaatlarını sürdürmekte kararlı görünüyor. Son olarak, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yerleşim yanlısı açıklamaları ve Batı Şeria'da ilave toprak ilhakı çağrıları, gerilimi daha da tırmandırdı.
Bölgedeki bu gelişmeler, aynı zamanda ABD'nin arabuluculuk çabalarını da zora sokuyor. Joe Biden yönetimi, İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözümü desteklediğini beyan etse de, İsrail'in yerleşim politikalarına karşı somut adımlar atmakta isteksiz davranıyor. Avrupa Birliği ise İsrail'in yerleşim faaliyetlerine karşı daha sert yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunuyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı Arap ülkelerinin İsrail'le normalleşme adımları, Filistin meselesinin bölgesel öncelik sıralamasındaki yerini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in yerleşim politikalarını kınayan bir duruş sergilemektedir. Bu gelişme, Ankara'nın Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin yanlısı söylemini güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail'le son dönemde normalleşme sinyalleri veren Türkiye'nin, bu tür adımlar karşısında diplomatik dengeyi koruma çabası test edilebilir. Bölgesel istikrar açısından, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki her yeni yerleşim, iki devletli çözümün fiziki olarak imkansız hale gelmesine katkıda bulunduğu için Türkiye'nin de bu sürece karşı çıkması beklenmektedir. Ekonomik boyutta ise, bu gelişmenin doğrudan bir etkisi olmamakla birlikte, bölgede artan gerginlikler enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir.