İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere ait evler için yeni yıkım emirleri çıkarırken, tarım arazilerini buldozerle düzleyerek su altyapısına saldırdı. Bu gelişme, bölgede zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştiriyor ve uluslararası toplumun tepkisini çekiyor.
Yıkım Emirleri ve Arazilere El Konulması
İsrail askeri yönetimi, Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde, özellikle de C ve B bölgelerinde (Oslo Anlaşmaları'na göre farklı statülerdeki alanlar) Filistinli ailelere ait yapılar için yıkım emirleri dağıttı. Görgü tanıkları, askeri araçların eşlik ettiği ekiplerin, özellikle Hayfa ve Nablus kırsalındaki yerleşim birimlerinde evlere ve tarım yapılarına tebligat bıraktığını bildirdi.
Buldozerler, özellikle zeytin ağaçlarıyla kaplı tarım arazilerini düzleyerek, Filistinli çiftçilerin geçim kaynaklarını yok etti. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, bu yılın başından bu yana Batı Şeria'da 1.000'den fazla yapı yıkıldı ve bu durum binlerce insanı yerinden etti. İsrail makamları, yapıların izinsiz olduğunu ve askeri bölgelerde inşa edildiğini iddia ediyor; ancak Filistinliler ve insan hakları örgütleri, bu uygulamaların yerleşim politikalarının bir parçası olarak Filistinlilerin topraklarından sürülmesini amaçladığını savunuyor.
Su Sistemlerine Saldırılar
İsrail güçleri, aynı zamanda Batı Şeria'nın kuzeyindeki bazı köylerde su kuyularına ve su şebekelerine de müdahale etti. Güney El-Halil'deki bir köyde, askerlerin su deposunu tahrip ettiği ve köylülerin içme suyuna erişimini engellediği bildirildi. Bu eylemler, bölgedeki su kıtlığını derinleştiriyor; zaten İsrail'in su kaynakları üzerindeki kontrolü nedeniyle Filistinliler, kişi başına düşen su miktarında ciddi sıkıntı yaşıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), su altyapısına yönelik saldırıların uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini ve sivillerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını engellediğini belirterek, taraflara çağrıda bulundu. Su, bölgede yaşayan Filistinliler için hayati bir mesele; tarım ve günlük yaşam için suya erişim, sürdürülebilirliğin anahtarı.
Artan Gerilim ve Bölgesel Yansımalar
Bu olaylar, Batı Şeria'da işgalin 57. yılında gerilimin tırmanmakta olduğu bir döneme denk geliyor. İsrail ordusu, son aylarda özellikle Cenin ve Nablus civarında geniş çaplı baskın operasyonlar düzenliyor; bu operasyonlarda çok sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Bu durum, Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından bölgede artan güvenlik endişeleriyle birleşince, çatışmanın daha geniş bir bölgesel boyuta taşınma riskini artırıyor.
Filistin Yönetimi, İsrail'in bu uygulamalarını 'savaş suçu' olarak nitelendirerek Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurma sinyali verdi. Öte yandan Arap Birliği ve bazı Avrupa ülkeleri, İsrail'e yaptırım uygulanması çağrılarını yineledi. Ancak ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik kaygılarını anlayışla karşıladığını ve iki devletli çözümün altını çizdiğini açıkladı. Bu tutum, uluslararası toplumdaki ikiliği gözler önüne seriyor.
İsrail'deki aşırı sağcı hükümetin yayılmacı politikaları, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Batı Şeria'daki yerleşimleri genişletme hedefi, bölgedeki tansiyonu daha da yükseltiyor. İsrail'in yerleşimci nüfusu son on yılda önemli ölçüde arttı; şu anda 500 binden fazla Yahudi yerleşimci Batı Şeria'da yaşıyor. Bu durum, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor ve Filistin topraklarının sürekli olarak parçalanmasına yol açıyor.
İnsani yardım kuruluşları, Batı Şeria'daki durumun 'görünmez bir işgal' altında yaşayan Filistinliler için her geçen gün daha da yaşanmaz hale geldiği uyarısını yapıyor. BM, 2024 yılı için Filistin'e yönelik insani yardım çağrısını 1.2 milyar dolar olarak belirledi; ancak bu fonun sadece bir kısmı toplanabildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, hem Filistin Yönetimi hem de Hamas ile ilişkilerini dengeli bir şekilde yürüterek, bölgede arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışıyor. İsrail'in Batı Şeria'daki bu tür uygulamaları, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımlarını zorlaştırabilir; kamuoyunda İsrail karşıtı duyguları güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik çıkarları açısından Filistin meselesindeki istikrar önemli. Bu nedenle Ankara, uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edecek, ancak İsrail ile tam bir kopuştan kaçınarak denge politikası izleyecektir.