İsrail, ABD ile İran arasında yeniden şekillenen diplomatik zemini hedef alan adımlarla, en önemli müttefiki Washington'la doğrudan bir karşı karşıya geliş riskini göze alıyor. Uzmanlara göre Tel Aviv yönetimi, Tahran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzuna dair kırmızı çizgilerinde ısrarcı davranarak, ABD'nin İran'ı yeniden uluslararası sisteme entegre etme çabalarını etkisiz kılmayı hedefliyor. Bu durum, Orta Doğu'da yeni bir gerilim dalgasının habercisi olabilir.
Gelişmenin Arka Planı: Tahran-Washington Hattında Yumuşama Sinyalleri
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, selefi Donald Trump'ın İran'a karşı izlediği 'maksimum baskı' politikasını terk ederek diplomasiye ağırlık veriyor. 2015 tarihli nükleer anlaşmanın (JCPOA) yeniden canlandırılması için Viyana'da yürütülen müzakerelerde önemli ilerlemeler kaydedildiği bildiriliyor. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul etmesi, karşılığında ABD yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılması öngörülüyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise bu gelişmeleri 'varoluşsal bir tehdit' olarak tanımlıyor. Netanyahu, İran'ın nükleer silah elde etmesine asla izin vermeyeceklerini ve bu amaca yönelik her türlü askeri seçeneği masada tutacaklarını defalarca dile getirdi. İsrail istihbaratı, İran'ın nükleer tesislerine yönelik siber saldırılar ve sabotaj eylemleriyle anılıyor. Ayrıca Tahran'a ait askeri konvoyların Suriye'de vurulması da İsrail'in imzası olarak biliniyor.
ABD ile İsrail arasında bu konuda derin bir görüş ayrılığı yaşanıyor. Biden yönetimi, diplomasiye öncelik verirken; Netanyahu, yalnızca askeri caydırıcılık ve rejim değişikliğinin İran'ı durdurabileceğini savunuyor. İsrail'in bu tutumu, ABD Senatosu ve Dışişleri Bakanlığı'nda rahatsızlık yaratıyor. Bazı Amerikan yetkilileri, İsrail'in olası bir provokasyonunun bölgeyi geniş çaplı bir savaşa sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail'in Hamleleri Nereye Varır?
İsrail'in ABD-İran barışını baltalama girişimleri, İbrahim Anlaşmaları ile kazanılan diplomatik ivmeyi de riske atabilir. BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas ile normalleşme süreçleri, İran tehdidine karşı ortak cephe oluşturma hedefi taşıyor ancak Riyad yönetiminin Tahran'la Mossad aracılığıyla yürüttüğü gizli görüşmeler, İsrail'in istediği kadar sert bir İran politikasının bölge ülkeleri tarafından tam desteklenmediğini gösteriyor.
Öte yandan Çin, Rusya ve Avrupa Birliği, İran'la yeni bir silahlanma yarışının önlenmesi için diplomatik çözümden yana. BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya, JCPOA çerçevesinde İran'ın nükleer faaliyetlerini izlemeye devam ediyor. İsrail'in tek taraflı askeri müdahalesi, uluslararası toplumda büyük yankı uyandıracak ve yaptırım riskini doğurabilir.
ABD için bu durum bir ikilem yaratıyor: Bir yandan en yakın müttefiki İsrail'i koruma sorumluluğu, diğer yandan İran'la varılan anlaşmanın istikrarı. Eğer İsrail, ABD'nin uyarılarına rağmen Tahran'ı hedef alan ciddi bir eylemde bulunursa, Washington'un caydırıcılık kapasitesi sorgulanabilir. Biden yönetiminin bu dengeyi korumak için İsrail'e yönelik silah sevkiyatını veya istihbarat paylaşımını sınırlama gibi seçenekleri değerlendirdiği konuşuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la sınır komşusu ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılıyor. ABD-İran yumuşaması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve bölgesel ticareti canlandırabilir. Ancak İsrail'in olası bir sabotajı, Türkiye'yi güney sınırlarında yeni bir güvenlik kriziyle karşı karşıya bırakabilir. İran üzerinden Suriye ve Irak'taki dengeler etkilenebilir. Türkiye, hem İran'la enerji diplomasisini hem de İsrail'le süregelen siyasi gerginlikleri göz önünde bulundurarak temkinli bir politika izlemek zorunda.