ABD Başkanı Donald Trump, İran ile nükleer anlaşma konusundaki müzakerelerde yeni ve katı şartlar öne sürerken, taraflar arasında varılması beklenen anlaşma umutları her geçen gün azalıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalara göre, Trump yönetimi İran'ın uranyum zenginleştirme programının tamamen durdurulmasını ve balistik füze programının sonlandırılmasını talep ediyor. Bu talepler, Tahran yönetimi tarafından daha önce 'kırmızı çizgi' olarak nitelendirilen konuları içerdiği için, iki ülke arasındaki gerilimi yeniden tırmandırma potansiyeli taşıyor.
Görüşmelerin kilit noktası, 2015 yılında imzalanan ve Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) yeniden canlandırılması. ABD'nin Viyana'da süren dolaylı müzakerelerde İran'a ilettiği yeni şartlar, nükleer anlaşmanın orijinal çerçevesinin çok ötesine geçiyor. Uzmanlar, Trump'ın bu hamlesinin müzakereleri çıkmaza sürükleyebileceğini ve bölgede yeni bir kriz dalgasına yol açabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
İran ile ABD arasındaki müzakereler, son aylarda dolaylı görüşmeler şeklinde ilerliyordu. Umman ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen diplomatik temaslarda, nükleer dosyanın yanı sıra yaptırımların hafifletilmesi ve esir takası konuları da ele alınıyordu. Ancak Trump yönetiminin yeni talepleri, müzakerelerin seyrini olumsuz etkiledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, yaptığı açıklamada, 'İran'ın barışçıl nükleer haklarından vazgeçmesi söz konusu olamaz. Bu talepler, müzakerelere başlama iradesini yansıtmıyor' ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Trump'ın İran konusundaki bu tutumunun, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde iç politikada elini güçlendirmeye yönelik bir hamle olduğu yorumları yapılıyor. Eski başkan, İran'a karşı sert tutumunun seçmen tabanında karşılık bulduğunu düşünüyor. Ancak bu yaklaşım, uluslararası toplumda ve özellikle Avrupa ülkelerinde endişeyle karşılanıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere, ABD'ye İran'la diyaloğun sürdürülmesi çağrısında bulunurken, İsrail ise Trump'ın taleplerini desteklediğini açıkladı.
Bölgesel veya küresel boyut
İran dosyasındaki bu yeni tırmanma, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini etkiliyor. İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, Körfez ülkelerinde ciddi kaygılara yol açıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Tahran'ın nükleer kapasitesini kendi güvenlikleri için tehdit olarak görüyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri operasyon seçeneğini her zaman masada tuttuğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre, anlaşmanın tamamen rafa kalkması durumunda İran, uranyum zenginleştirme seviyesini daha da artırabilir ve uluslararası denetimleri kısıtlayabilir. Bu senaryo, bölgede silahlanma yarışını hızlandırabilir ve küresel petrol piyasalarında dalgalanmalara neden olabilir. Ekonomik yaptırımların sürmesi ise zaten zor durumda olan İran ekonomisini daha da baskılayacak. Bu durum, göç hareketleri ve bölgesel istikrarsızlık gibi dolaylı sonuçları da beraberinde getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile komşu olmanın yanı sıra, enerji ithalatında da bu ülkeye bağımlı. Olası bir kriz, enerji fiyatlarını yükseltebilir ve Türkiye'nin ekonomik istikrarını tehdit edebilir. Ayrıca, İran'daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliğini de etkileyen sığınmacı akınlarına yol açabilir. Ankara, nükleer anlaşmanın korunmasından ve İran'la diyaloğun sürdürülmesinden yana. Bu nedenle, ABD'nin sert tutumunun bölgede yeni bir çatışma yaratmaması Türkiye'nin öncelikleri arasında yer alıyor.