2023 yılında İslamabad'da imzalanan mutabakat zaptının (MoU) ardından ABD, İran ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde önemli değişimler yaşandı. Anlaşmanın dağılması ve çatışmaların tırmanmasıyla birlikte tarafların stratejileri yeniden şekillendi. Bu yazıda, İslamabad Mutabakatı'nın bozulmasının ardından ABD, İran ve Körfez ülkelerinin jeopolitik pozisyonlarındaki dönüşümü ele alıyoruz.
Mutabakatın Dağılması ve Yükselen Gerilim
İslamabad Mutabakatı, ABD ile İran arasında nükleer program ve bölgesel güvenlik konularında bir diyalog zemini oluşturmayı amaçlıyordu. Körfez ülkeleri de bu sürece dahil olarak istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmayı hedefliyordu. Ancak, anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra, taraflar arasındaki güvensizlik yeniden su yüzüne çıktı. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, ABD'nin ise bölgedeki askeri varlığını artırmasıyla mutabakat zeminini kaybetti. Özellikle Yemen'deki Husilere yönelik İran desteği ve Suudi Arabistan'a yönelik füze saldırıları, Körfez ülkelerini endişelendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni İttifaklar ve Güç Dengesi
Mutabakatın çökmesi, ABD'nin Ortadoğu'da daha agresif bir duruş sergilemesine neden oldu. Biden yönetimi, İran'ı yeni yaptırımlarla tehdit ederken, Körfez ülkeleriyle savunma anlaşmalarını güçlendirdi. Suudi Arabistan ve BAE, İran tehdidine karşı kendi askeri kapasitelerini artırma yoluna gitti. Bölgede Çin ve Rusya'nın artan etkisi de denklemin bir parçası haline geldi; Pekin, Tahran'la enerji ve ticaret anlaşmalarını derinleştirirken, Moskova da İran'a askeri teknoloji desteği sağladı. Bu gelişmeler, İran'ın bölgesel nüfuzunun bir süre daha devam edeceğini, ancak Körfez ülkelerinin Batı ittifakına daha sıkı bağlanacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İslamabad Mutabakatı'nın bozulmasından doğrudan etkilenmese de bölgedeki güç dengesi değişiklikleri Ankara'nın dış politikasını yakından ilgilendiriyor. İran'la rekabet halinde olan Türkiye, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürürken, ABD ile yaşadığı S-400 ve Suriye gibi anlaşmazlıkların gölgesinde denge politikası izliyor. Bu süreçte, Türkiye'nin İran ve Körfez arasında arabuluculuk yapma potansiyeli öne çıkabilir; ancak mevcut gerginlikler bu role sınırlama getiriyor. Türkiye için asıl risk, İran'ın nükleer programından kaynaklanacak bir krizin sınırlarına yansıması veya Körfez'deki istikrarsızlığın enerji fiyatları üzerinden ekonomisini vurmasıdır.