İsrail ordusu ve işgalci güçler, işgal altındaki Batı Şeria'nın dört valiliğinde bulunan beş Filistin topluluğuna yönelik Cuma günü kapsamlı baskın ve saldırı operasyonları başlattı. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, saldırılar Nablus, Ramallah ve El-Bireh, Cenin ile El-Halil valiliklerinde eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Operasyonlar, İsrail güçlerinin Filistin kasabalarına gece yarısı ani girişleriyle başladı ve sabah saatlerine kadar sürdü. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, çok sayıda askeri araç ve zırhlı personel taşıyıcıları bölgelere sevk edilirken, insansız hava araçları da gökyüzünde keşif uçuşları yaptı. Saldırılarda evlere ve ticari işletmelere el konulduğu, çok sayıda Filistinlinin gözaltına alındığı öğrenildi.
Baskınların boyutu ve hedefleri
İsrail güçlerinin Batı Şeria'da gerçekleştirdiği baskınlar, son haftalarda artan bir şiddet dalgasının parçası olarak değerlendiriliyor. Nablus'un güneyindeki Belata mülteci kampı da dahil olmak üzere birçok bölgede İsrail ordusu ile Filistinli direnişçiler arasında çatışmalar yaşandı. Yerel sağlık yetkilileri, son 24 saat içinde en az 12 Filistinlinin yaralandığını, bazılarının durumunun kritik olduğunu bildirdi. Filistin Kızılayı ekipleri, yaralılara müdahale etmek için bölgeye ulaşmakta güçlük çektiklerini, İsrail askerlerinin ambulansların geçişine zaman zaman izin vermediğini açıkladı. Gözaltına alınan Filistinlilerin sayısı hakkında henüz resmi bir bilgi verilmezken, Filistin Esirler Cemiyeti'nden yapılan açıklamada, gece boyunca 20'den fazla kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
İsrail ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamada, operasyonların 'arama ve tutuklama faaliyetleri' kapsamında yürütüldüğü ve 'şüpheli kişilerin yakalanmasını hedeflediği' ifade edildi. Açıklamada, güvenlik güçlerine yönelik taşlı saldırılara ve ateş açılmasına karşılık verildiği öne sürüldü. Ancak Filistinli yetkililer, bu tür operasyonların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sivil halkı hedef aldığını savunuyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da İsrail güçleri tarafından düzenlenen baskın sayısı 2.500'ü aşmış durumda ve bu sayı son on yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.
Olayların bölgesel ve küresel boyutu
Batı Şeria'daki bu son dalga, bölgedeki tansiyonun yükseldiği bir dönemde meydana geliyor. Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmalar, Batı Şeria'da da yansımalarını buluyor. İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim politikaları ve işgale yönelik uluslararası tepkiler giderek artıyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, son olarak İsrail hükümetine 'işgali sona erdirme' çağrısında bulunmuş, ABD yönetimi ise İsrail'in meşru müdafaa hakkını desteklemeye devam ederken, sivillerin korunması konusundaki endişeleri dile getirmişti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bu konudaki toplantılarında kalıcı bir karara varılamaması, uluslararası toplumun Filistin meselesindeki kırılganlığını gözler önüne seriyor.
Bölgesel aktörlerden Mısır ve Ürdün, İsrail'in bu tür operasyonlarının ateşkes çabalarını baltaladığını ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirten açıklamalar yaptı. Suudi Arabistan'ın da içinde bulunduğu bazı Arap ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecini askıya alma sinyali verirken, İsrail-Filistin çatışmasının çözümü olmadan bölgesel barışın sağlanamayacağını vurguluyorlar. Bu gelişmeler, Orta Doğu'nun zaten kırılgan olan dengelerini daha da hassas hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır güçlü şekilde desteklemekte ve İsrail'in işgal politikalarını Uluslararası Hukuk çerçevesinde kınamaktadır. Bu baskınlar, Türkiye'nin Filistinlilere yönelik diplomatik girişimlerini yeniden gündeme getirebilir. Ankara, Birleşmiş Milletler nezdinde İsrail'e yönelik kınama kararlarının çıkarılması için aktif rol oynayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım kuruluşları aracılığıyla Filistinlilere desteğini artırması beklenebilir. Türk dış politikası, Filistin devletinin tanınması yönündeki adımlara hız verebilir. Bu tür olaylar, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini ve İslam dünyasındaki liderlik iddiasını güçlendirme fırsatı olarak da değerlendirilebilir.