İrlanda'ya son üç yılda gelen sığınmacıların yüzde 90'a varan bir kısmının, Kuzey İrlanda ile olan kara sınırını kullanarak ülkeye giriş yaptığı ortaya çıktı. Resmi verilere göre, Birleşik Krallık ile İrlanda arasındaki Ortak Seyahat Alanı (CTA) anlaşması, göçmenler tarafından her iki yönde de aktif şekilde kullanılıyor. Ancak en büyük akışın Birleşik Krallık'tan İrlanda'ya doğru olduğu görülüyor. İrlanda Göçmenlik Servisi'nin rakamları, 2021'den bu yana başvuruda bulunan sığınmacıların büyük çoğunluğunun Kuzey İrlanda sınırını geçtiğini doğruluyor. Bu durum, Brexit sonrası İngiltere'nin katı göç politikalarından kaçmak isteyen sığınmacılar için İrlanda'nın bir alternatif haline geldiğini gösteriyor.
Ortak Seyahat Alanı ve Sınırsız Geçiş İmkanı
İrlanda ile Birleşik Krallık arasında yıllardır var olan Ortak Seyahat Alanı, iki ülke vatandaşlarına pasaport kontrolü olmaksızın seyahat etme imkanı tanıyor. Ancak bu anlaşmanın gözetimsiz kara sınırı, düzensiz göçmenler için de bir geçiş noktası haline geldi. İrlanda hükümeti, sığınmacıların büyük kısmının bu yolu kullandığını kabul ederken, konuyla ilgili yasal düzenlemeleri gündeme aldı. Son haftalarda, Birleşik Krallık'ın Ruanda ile yaptığı sığınmacı anlaşmasının ardından İngiltere'den İrlanda'ya geçişlerin arttığı belirtiliyor. İrlanda Göçmenlik Bakanı, mevcut sistemin sürdürülebilir olmadığını ve güvenlik açıkları oluşturduğunu ifade etti.
İrlanda'da sığınma başvuruları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 400 artış gösterdi. Başvuruların büyük çoğunluğu Afganistan, Somali ve Suriye gibi çatışma bölgelerinden gelen kişilerden oluşuyor. İrlanda hükümeti, sınır güvenliğini artırmak için Kuzey İrlanda polisiyle işbirliğini güçlendirdiğini ancak sorunun kaynağının Birleşik Krallık'ın göç politikaları olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ortak Seyahat Alanı'nın bu şekilde kullanılması, Brexit sonrası Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim konusu haline geldi. İrlanda, AB üyesi olarak sığınmacı kriziyle mücadelede ortak AB politikalarını uygulamak zorunda. Ancak kara sınırının kontrolsüz yapısı, Dublin'in elini zayıflatıyor. Uzmanlar, bu durumun İngiltere-AB ilişkilerinde yeni bir krize yol açabileceğini belirtiyor. Özellikle Ruanda planının yarattığı itici güç, sığınmacı akışını daha da hızlandırabilir. Aynı zamanda, bu gelişme diğer Avrupa ülkelerinde de benzer 'arka kapı' göç rotalarının oluşabileceği endişesini doğuruyor.
İrlanda hükümeti, sığınma başvurularını hızlı işleme koyma ve sınır dışı prosedürlerini hızlandırma gibi önlemler almayı planlıyor. Ancak sivil toplum örgütleri, mülteci haklarının korunması gerektiğini vurguluyor. Avrupa Birliği ise, İrlanda'ya teknik ve mali destek sağlayarak sınır yönetimini güçlendirmeye çalışıyor. Bölgesel istikrar için kritik olan bu konu, önümüzdeki dönemde İngiltere-AB müzakerelerinde önemli bir başlık olmaya aday.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, düzensiz göçle mücadelede benzer zorluklarla karşı karşıya olan bir ülke. İrlanda örneği, sığınmacı akışlarının önlenmesinde sınır güvenliğinin ve uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yaptığı 2016 göç anlaşması benzer şekilde, sığınmacıların yönlendirilmesinde kritik rol oynuyor. İrlanda'daki bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göç konusunun güncelliğini koruduğunu ve olası yeni düzenlemelerde Türkiye'nin elini güçlendirebileceğini gösteriyor. Ayrıca, batı ülkelerinin göç politikalarındaki ikilemler, Türkiye'nin stratejik konumunun önemini vurguluyor.