Avrupa Birliği'nin beş yıllık bir hazırlık sürecinin ardından hayata geçirdiği Göç ve İltica Paktı, 11 Haziran Cuma günü itibarıyla yürürlüğe girdi. Pakt, bloğun dış sınırlarını güçlendirmeyi ve üye devletler arasında sığınma başvurularının ele alınmasında iş birliğini teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak insan hakları örgütleri, yeni düzenlemelerin sığınmacıların karşılaştığı zorlukları artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Paktın Temel Hedefleri ve Getirdiği Yenilikler
AB'nin yeni göç politikası, özellikle 2015'te yaşanan büyük mülteci akını sonrası ortaya çıkan kriz yönetimi eksikliklerini gidermeyi hedefliyor. Pakt kapsamında, sığınma başvurularının sınır geçiş noktalarında daha hızlı değerlendirilmesi, başvurusu reddedilenlerin ise daha etkin bir şekilde geri gönderilmesi öngörülüyor.
Yeni kurallar çerçevesinde, üye ülkeler arasında "gönüllü dayanışma" mekanizması oluşturuluyor. Buna göre, yüksek sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelere, diğer üye devletler mali katkı sağlayacak veya belirli sayıda sığınmacıyı kabul edecek. Ancak bu mekanizmanın zorunlu kotalar içermemesi, bazı ülkelerin sorumluluktan kaçmasına yol açabileceği endişesini doğuruyor.
Ayrıca, sığınma başvurularının kabul edilebilirlik sürecini hızlandırmak için "sınır prosedürü" uygulaması getiriliyor. Bu prosedür, güvenli üçüncü ülkelerden gelen veya ekonomik nedenlerle başvuran kişilerin başvurularının sınırda en fazla 12 hafta içinde sonuçlandırılmasını öngörüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyutu
AB'nin yeni göç politikası, sadece blok içi dinamikleri değil, aynı zamanda göçmen kaynak ve transit ülkeleriyle ilişkileri de etkileyecek. Pakt, geri kabul anlaşmalarının güçlendirilmesini ve göçmen kaçakçılığıyla mücadeleyi önceliklendiriyor. Bu kapsamda, Afrika ve Orta Doğu'daki ülkelerle iş birliğinin artırılması hedefleniyor.
Ancak insan hakları grupları, yeni kuralların özellikle sınır prosedürleri nedeniyle sığınmacıların adil yargılanma hakkını kısıtlayabileceğini belirtiyor. Uluslararası Af Örgütü, "Bu pakt, korunmaya en çok ihtiyaç duyan insanların AB sınırlarında geri çevrilmesine neden olabilir" açıklamasını yaptı. Diğer yandan, bazı AB ülkeleri paktın yeterince sıkı olmadığını savunurken, bazıları ise insani yükümlülükleri ihlal ettiği gerekçesiyle eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin yeni göç ve iltica paktı, Türkiye'yi doğrudan bağlayan bir düzenleme olmasa da, Türkiye-AB ilişkileri ve bölgesel göç dinamikleri açısından önemli yansımalar taşıyor. Türkiye, halihazırda 2016 tarihli Göç Mutabakatı kapsamında AB'ye geçişleri engelleme rolü üstleniyor. Yeni pakt, AB'nin sınır kontrollerini daha da sıkılaştırarak Türkiye üzerinden geçen düzensiz göç rotalarını etkileyebilir. Ayrıca, AB'nin geri kabul konusunda daha katı bir tutum benimsemesi, Türkiye'nin üzerindeki mülteci yükünü artırabilir. Türkiye'nin, AB ile mali iş birliğini sürdürmesi ve insani yardım programlarını güçlendirmesi, bu yeni dönemde olası krizleri yönetmek için kritik önem taşıyor.