İrlanda Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Micheál Martin, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeleri, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında kurduğu yerleşimlerle ticareti yasaklama konusunda daha somut adımlar atmaya çağırdı. Martin'in bu açıklaması, Gazze'deki insani krizin gölgesinde, AB'nin İsrail'e yönelik politikalarının yeniden tartışıldığı bir dönemde geldi. Bakan, İrlanda Parlamentosu'nda (Oireachtas) yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği'nin İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin ticaretine ilişkin mevcut düzenlemelerinin yetersiz olduğunu savundu ve üye devletlere ortak bir yaptırım kararı almaları çağrısında bulundu.
İrlanda'nın Filistin Davasına Tarihsel Bağlılığı
İrlanda, uzun yıllardır Filistin davasına en güçlü destek veren AB ülkelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ülkenin kendi tarihindeki bağımsızlık mücadelesi ve bölünmüşlük deneyimi, İrlandalıları Filistin halkının haklarına karşı duyarlı kılıyor. Micheál Martin, bu bağlamda, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğunu ve bu yerleşimlerden elde edilen ekonomik kazancın sürdürülebilir bir barışı engellediğini belirtti.
Martin, konuşmasında, AB'nin 2016 yılında yayımladığı ve İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin etiketlenmesini öngören yorumlayıcı notuna atıfta bulunarak, bu uygulamanın yeterli olmadığını ve üye devletlerin daha kapsamlı bir ticari yaptırım mekanizması geliştirmesi gerektiğini ifade etti. İrlanda hükümetinin, İsrail'in işgal politikalarını destekleyen şirketlere yönelik ulusal düzeyde yaptırım uygulayan İsrail Karşıtı Ticaret Yasası'nı (Occupied Territories Bill) uzun süredir gündeminde tuttuğu biliniyor.
Ancak bu yasa tasarısı, hükümetin içindeki farklı görüşler ve AB'nin ortak ticaret politikasına uyum endişeleri nedeniyle bir türlü yasalaşamadı. Martin'in bu kez AB düzeyinde bir girişim başlatma çağrısı, İrlanda'nın ulusal düzeydeki yasama sürecinden ziyade, Avrupa genelinde ortak bir politika değişikliği hedeflediği şeklinde yorumlanıyor. Bu yaklaşım, İrlanda'nın AB içinde yalnız kalmak yerine, benzer düşünen ülkelerle birlikte hareket ederek daha etkili olmayı amaçladığını gösteriyor.
İsrail'e Karşı Avrupa'da Artan Tepkiler ve İkilemler
Martin'in çağrısı, Gazze'deki savaşta İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki suçlamaların arttığı bir dönemde yapıldı. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı soykırım davası, Avrupa kamuoyunda İsrail'e yönelik eleştirileri de beraberinde getirdi. İspanya, Belçika ve İrlanda, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına en sert tepki gösteren AB üyeleri arasında yer alıyor. Bu ülkeler, ateşkes çağrısı yapmış ve İsrail'in askeri operasyonlarını kınamıştı.
Ancak Almanya, Avusturya ve Macaristan gibi ülkeler İsrail'e koşulsuz destek verirken, İsrail yerleşimlerine yönelik bir ticaret yasağının AB içinde oybirliğiyle kabul edilmesi siyasi olarak neredeyse imkânsız görünüyor. Bu nedenle Martin'in çağrısı sembolik bir değer taşımakla birlikte, AB bünyesinde Filistin'e yönelik politikaların giderek sertleştiğinin de bir işareti olarak değerlendiriliyor.
İsrail yerleşimleri, uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından yasadışı kabul ediliyor. İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 700 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor. Bu yerleşimlerde üretilen tarım ürünleri, kozmetik ürünleri ve teknoloji ürünleri Avrupa pazarlarında satılıyor. Birçok insan hakları örgütü ve Filistin yanlısı gruplar, bu ticaretin işgalin devamını finanse ettiğini savunuyor. Avrupa'da bazı ülkeler, yerleşim ürünlerinin satışını engellemek için etiketleme zorunluluğu getirmiş ancak yaygın bir ticari yasak henüz uygulanmıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutarlı duruşuyla örtüşüyor. Türkiye, uzun süredir İsrail'in işgal politikalarını ve yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bulduğunu açıkça ifade ediyor. İrlanda gibi ülkelerin AB içinde bu yönde bir girişim başlatması, Türkiye'nin Filistin'e yönelik diplomatik çabalarını güçlendirebilir. Ancak AB'nin karar alma mekanizmasındaki oybirliği kuralı, İsrail yanlısı üyelerin vetosu nedeniyle somut bir sonuç alınmasını zorlaştırıyor. Türkiye, bu tür girişimleri desteklemekle birlikte, Orta Doğu'daki dengeleri de gözetmek durumunda. Türkiye ile İsrail arasındaki son dönemde başlayan diplomatik normalleşme sürecinin sekteye uğramaması için ince bir denge politikası izlemesi bekleniyor.