ABD'nin İran'a yönelik savaş tehditleri ve uyguladığı ağır yaptırımlar, İran halkının günlük yaşamını derinden etkiliyor. Başkent Tahran'da vatandaşlar, artan enflasyon ve işsizlikle mücadele ederken, temel gıda maddelerine erişim her geçen gün zorlaşıyor. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından yeniden uygulamaya koyduğu yaptırımlar, İran ekonomisinin bel kemiği olan petrol ihracatını hedef almış durumda.
Ekonomik kriz derinleşiyor
Washington'un 'maksimum baskı' politikası kapsamında İran'ın ham petrol ihracatı büyük ölçüde düştü. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, İran ekonomisi 2018'den bu yana yıllık ortalama yüzde 6 küçüldü. Enflasyon yüzde 40'ı aşarken, gıda fiyatlarındaki artış yüzde 60'ı buldu. Bu tablo, özellikle dar gelirli aileler için yaşamı çekilmez hale getirdi.
Tahran'da bir manav işleten Rıza Muhammedi, durumu şöyle özetliyor: "Eskiden müşterilerim haftada birkaç kez alışveriş yapardı. Şimdi sadece temel ihtiyaçlarını alıp gidiyorlar. Et, tavuk gibi ürünler artık lüks haline geldi." İran riyali ABD doları karşısında rekor düşüşler yaşarken, hükümetin uyguladığı sübvansiyon programları da yetersiz kalıyor.
ABD yaptırımlarının yanı sıra, İran'ın askeri harcamaları da ekonomiyi zorluyor. Ülkenin savunma bütçesi, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor. Bu oran, bölgesel güvenlik endişeleri nedeniyle giderek artıyor. Ancak uzmanlar, bu harcamaların sosyal refah programlarına ayrılan kaynakları kısıtladığına dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'daki ekonomik kriz sadece iç dinamiklerle sınırlı kalmıyor. Ülkenin ekonomik çöküşü, Ortadoğu'da istikrarsızlığı tetikleyebilecek potansiyele sahip. İran'ın nükleer programıyla ilgili endişeler, ABD ile dolaylı müzakerelerin askıya alınmasıyla daha da arttı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın yüksek saflıkta uranyum üretimini artırdığını rapor ediyor.
ABD'nin yeni yönetiminin İran politikası henüz netleşmezken, Tahran yönetimi Çin ve Rusya ile ticari ilişkilerini derinleştirerek yaptırımlara karşı koymaya çalışıyor. Ancak bu alternatif kanallar, Batı pazarlarının kaybını telafi edemiyor. Petrol ihracatındaki düşüş, İran'ın döviz rezervlerini eritirken, ithalatı da ciddi şekilde kısıtlıyor. Özellikle tıbbi malzeme ve ilaç tedariğinde yaşanan aksamalar, insani krizi derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu istikrarsız tablo, Türkiye için doğrudan ekonomik ve güvenlik riskleri barındırıyor. İran'a uygulanan yaptırımlar, iki ülke arasındaki ticaret hacmini olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin enerji ithalatında İran'ın payı azalırken, doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanma enerji maliyetlerini yukarı çekiyor. Ayrıca, sınır güvenliği endişeleri ve olası bir mülteci akını, Türkiye'nin sınır politikalarını zorlayabilir. Bölgesel düzeyde, İran'daki kriz Ortadoğu'da yeni bir gerginlik dalgası yaratma potansiyeli taşıyor; bu da Türkiye'nin diplomatik denge arayışını daha karmaşık hale getiriyor. Ankara'nın hem ABD hem de İran'la ilişkilerini yönetirken, ekonomik çıkarlarını korumak için esnek bir dış politika izlemesi gerekiyor.