İran Meclisi Milli Güvenlik Komisyonu Üyesi Ahmed Tahani, ABD'nin Orta Doğu'daki rolünün sona erdiğini iddia ederek, Tahran'ın İsrail'e yönelik son füze saldırılarının Washington'un bölgedeki güç kaybını gözler önüne serdiğini belirtti. Tahani, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, "ABD'nin bölgedeki etkisi tamamen çökmüştür. İran'ın operasyonları, ABD'nin İsrail'i koruyamadığını göstermiştir" dedi. İranlı yetkili, söz konusu saldırıların İsrail'in İran topraklarına yönelik saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiğini ve bu eylemlerin uluslararası hukuk çerçevesinde meşru olduğunu savundu.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın 1 Ekim 2024'te İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları, bölgede tansiyonu yeniden tırmandırdı. İran Devrim Muhafızları, Kasım Süleymani ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın öldürülmesine misilleme olarak başlattığı "Gerçek Söz-2 Operasyonu" kapsamında onlarca füze fırlattı. İsrail, çoğu füzenin önlenmesine rağmen bazılarının isabet ettiğini ve maddi hasar meydana geldiğini bildirdi. Olayın ardından ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'e "orantılı bir yanıt" çağrısı yaparken, İranlı yetkililer ise savaş istemediklerini ancak kendilerini savunmaktan çekinmeyeceklerini vurguladı. Tahani'nin bu açıklamaları, İran'ın nükleer programına yönelik Batı'nın endişelerinin sürdüğü bir döneme denk geliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini doğrularken, bu durum İsrail ve ABD tarafından kırmızı çizgi olarak tanımlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tahani'nin açıklamaları, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığının azaltılması yönündeki tartışmalarla aynı döneme denk geliyor. Biden yönetimi, Irak ve Suriye'deki asker sayısını düşürme sinyalleri verirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi geleneksel müttefikler de Çin ve Rusya ile diplomatik ilişkilerini güçlendiriyor. Öte yandan İran'ın İsrail'e yönelik doğrudan saldırıları, bölgedeki güç dengelerini değiştirme potansiyeli taşıyor. İsrail'in yanıtının boyutu ve zamanlaması merakla beklenirken, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi İran destekli gruplar da krizin derinleşmesine katkıda bulunuyor. İran'ın bu hamlesi, aynı zamanda ABD'nin bölgede istediği güvenlik mimarisini oluşturamadığını gösteren bir sinyal olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem İran hem de İsrail ile olan ilişkilerini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Ankara, bir yandan İran'la enerji ve ticaret bağlarını sürdürürken, diğer yandan İsrail'le ilişkilerini normalleştirme çabasında. ABD'nin bölgedeki etkisinin azalması, Türkiye'nin Orta Doğu'da daha bağımsız bir aktör olarak hareket etmesine alan açabilir. Ancak İran-İsrail arasındaki doğrudan çatışma riski, Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık yaratarak güvenlik kaygılarını artırabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programına yönelik olası bir krizde Türkiye'nin arabuluculuk rolü öne çıkabilir. Bu bağlamda, Türk dış politikasının bu krizi yönetme kapasitesi, bölgesel istikrar açısından belirleyici olacaktır.