Washington'da İran'a yönelik politikaların geleceği tartışılırken, önde gelen strateji uzmanları ABD'nin mevcut rotayı koruması halinde Tahran'a karşı üstünlük sağlayabileceğini savunuyor. İran'la yaşanan gerginlikte askeri çatışmadan kaçınıp diplomatik ve ekonomik baskıyı sürdürmenin, ABD'nin uzun vadeli çıkarlarına daha uygun olduğu belirtiliyor. Peki, bu 'çıkmaz sokak' stratejisi gerçekten işe yarar mı?
Stratejinin Arka Planı
İran nükleer programı, bölgesel militan gruplara verdiği destek ve füze denemeleri nedeniyle ABD ve müttefikleriyle karşı karşıya gelmeye devam ediyor. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) sonrası yaşanan süreçte, 2018'de ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan azami baskı politikası, İran ekonomisini zorlasa da rejimin davranışını değiştirmedi. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak yüzde 60 saflığa ulaştığını duyurdu; bu oran nükleer silah üretimi için gereken yüzde 90'a oldukça yakın. Tahran yönetimi, nükleer programının barışçıl olduğunu savunsa da uluslararası denetimlerin kısıtlanması endişeleri artırıyor.
ABD'nin İran'a yönelik 'çıkmaz sokak' olarak nitelendirilen yaklaşımı, temelde askeri müdahaleden kaçınarak İran'ı kendi iç sorunları ve ekonomik darboğazıyla baş başa bırakma mantığına dayanıyor. Zira İran ekonomisi, yaptırımlar nedeniyle ciddi daralma yaşıyor; petrol ihracatı günlük 1 milyon varilin altına düşmüş durumda. Enflasyon ve işsizlik rekor seviyelerde. Ancak İran rejimi, dış baskıya rağmen bölgesel nüfuzunu korumakta kararlı görünüyor. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de vekil güçler üzerinden etkisini sürdürüyor.
Bu noktada ABD'nin izlediği stratejinin tutarlılığı sorgulanıyor. Bir yandan diplomatik kanallar açık tutulurken diğer yandan yaptırımların sürdürülmesi, İran'ı müzakere masasına çekmeyi amaçlıyor. Fakat Tahran, yaptırımlar kaldırılmadan görüşmelere yanaşmıyor. Bu kısır döngü, çıkmaz sokak metaforunu güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran meselesi, sadece ABD-İran ikili ilişkileriyle sınırlı değil. Bölgesel aktörler Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer kapasitesini kendi güvenliklerine tehdit olarak görüyor. İsrail, İran'ın nükleer silah elde etmesini kırmızı çizgi ilan etmiş durumda ve askeri seçeneği masada tutuyor. Suudi Arabistan ise İran'la doğrudan bir çatışmadan kaçınsa da ABD'nin güvenlik şemsiyesine güveniyor. Öte yandan Rusya ve Çin, İran'la enerji ve ekonomik iş birliğini derinleştirerek ABD'nin yaptırımlarını deliyor. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda ve 25 yıllık kapsamlı iş birliği anlaşmasıyla Tahran'a ekonomik nefes aldırıyor. Rusya ise İran'la askeri ve teknolojik iş birliğini artırmış durumda.
Bu tablo, ABD'nin tek taraflı baskı politikasının etkinliğini azaltıyor. Uluslararası toplumun bir kesimi, İran'la diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini savunurken, diğer kesimi daha sert önlemler alınmasını istiyor. Avrupa Birliği, JCPOA'yı canlandırmak için arabuluculuk çabalarını sürdürse de somut bir sonuç alınamadı.
Askeri müdahale seçeneği ise son derece riskli. İran, geniş topraklara ve derin savunma hatlarına sahip. Ayrıca Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji arzını sekteye uğratabilir. Bu nedenle ABD yönetimi, askeri seçeneği son çare olarak görüyor. Uzmanlar, çıkmaz sokak stratejisinin sabır gerektirdiğini, ancak uzun vadede İran'ın ekonomik ve siyasi olarak zayıflayacağını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 560 kilometrelik sınırı paylaşan ve bölgesel dengeler açısından kritik bir konumda. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve bölgesel ticaretini olumsuz etkiler. Türkiye, İran doğalgazına bağımlı ve yaptırımlar nedeniyle ticaret hacmi düşüyor. Ayrıca İran'ın nükleer kapasitesinin artması, Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Türkiye, diplomatik çözümden yana tavır alarak taraflar arasında denge gözetmeli. Çıkmaz sokak stratejisi, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir; ancak uzun süreli istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını zedeleyebilir.